Avrupa 2010 Kültür Başkenti 1

15.10.2008

           
Üç yıldır gündemde önemli yer tutan ve Başbakan tarafından “ İstanbul’un Geri Kazanımı Projesi” olarak sunulan 2010 Avrupa Kültür Başkenti ne demektir? Söylendiği gibi Ülkemize ve Milletimize ve de İstanbul’a kazandıracağı neler vardır? Geri kazanımdan ne anlam çıkartılmalıdır? Geleceğe yönelik millî menfaatlerimiz hususunda gerekli hassasiyet gösterilebilmekte midir?
         Yunanistan Kültür Bakanı Melina Mercouri tarafından 1985 yılında ortaya atılan ve aynı yıl AB Bakanlar Konseyi tarafından kararlaştırılarak uygulamaya giren bir projenin adı “ Avrupa Kültür Başkenti” dir. 2000 yılına kadar her yıl AB üyesi ülkelerinden bir şehre bu ünvan verilirken, 2000’den sonra hem AB üyesi olmayan Avrupa ülkelerine hem de birden fazla şehre verilmeye başlandı.
         2010 yılına kadar 43 şehir bu ünvanı elde ederken Yunanistan, Fransa, İspanya, İtalya, Belçika ve Almanya üçer defa ile en çok temsil edilen ülkeler oldular. Yunanistan 1985’te Atina, 1997’de Selanik ve 2006’da Patras olmak üzere her defasında tek başına temsil yetkisi almış oldu. Bunlardan Patras 2000’den sonra olmasına rağmen tek başına bu temsil yetkisini kullanmıştır.
         İstanbul Girişim Grubu, Başbakanlık, Dışişleri Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, İstanbul Valiliği, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve bazı sivil toplum kuruluşlarından oluşarak hazırladıkları “ İstanbul: 4 Elementin Kenti” başlıklı dosya ile 13 Aralık 2005’te başvurusunu yaptı. 13 Kasım 2006’da AB Kültür Bakanları tarafından onaylanarak kesinleşen karara göre 2010 yılında İstanbul’la beraber Macaristan’dan Peç, Almanya’dan da Essen şehirleri Avrupa Kültür Başkenti ilan edildi.
         Burada üzerinde durulması gereken önemli hususlar vardır. 2010 yılına kadar kültür başkenti olan 43 şehirden kaç tanesi İstanbul’la mukayese edilecek ölçüde kültür ve turizm değerlerine sahiptir? Patras gibi birçok şehir tek başına bu ünvana sahip olurken İstanbul’un yanında diğer iki şehir neden vardır? Ülkemizden Bursa, Edirne, Manisa, Kütahya, Kastamonu, Amasya, Kayseri, Sivas, Konya, Antakya, Şanlıurfa, Mardin, Erzurum ve Trabzon başta olmak üzere birçok şehir bu ünvana lâyıktır. Girişim grubu ve Başbakan elde edilen sonucu başarı olarak sunarken gerçekten mutlu oldular mı?
         Biraz da girişim grubunu tanımak gerekir. Başbakanlığın 17 Mart 2005 tarihli genelgesiyle oluşturulan organizasyon, 02.11.2007 tarih ve 5706 sayılı “ İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Hakkında Kanun” kapsamında oluşturulan “Avrupa Kültür Başkenti Ajansı”nın kurulmasıyla tüzel kişilik kazanmış olmaktadır. Koordinasyon kurulu, danışma kurulu, yürütme kurulu, genel sekreterlik gibi birimleri olan ajansın özel bütçesi de bulunmaktadır.
         Kanun yürürlüğe girene kadar görev yapan, daha sonra geçici 2. madde ile ajansa intikal eden ve 2 temsilci ile yürütme kurulunda temsil edilen girişim grubunda resmi kuruluşların ve odaların dışında üniversiteler adına Bahçeşehir Üniversitesinden 1, Bilgi Üniversitesinden 2 temsilci bulunmaktadır. Vakıflar arasından; İslami Düşünce ve Dayanışma Vakfı, İstanbul Kültür ve Sanat Dostları, Birlik Vakfı, İktisadi Kalkınma Vakfı, İstanbul Kültür Sanat Vakfı, Kubbealtı Akademisi, Kültür Bilincini Geliştirme Vakfı, Su Vakfı, Tarih Vakfı, Dernekler arasından da; Avrupa Kültür Derneği, İnsan Yerleşimleri Derneği, Kültürlerarası İletişim Derneği, Uluslar Arası Plastik Sanatlar Derneği,  Reklâmcılar Derneği, Uluslar arası Yazarlar Derneği yer almaktadır.
         Dikkatle incelendiğinde görülecektir ki bu dernek ve vakıfların büyük çoğunluğu Avrupa fonlarından, küresel kaynaklardan beslenen ve millî birlik ve bütünlüğümüzden ve istiklâlimizden yana tavır koyamayan kuruluşlardır. Bilgi Üniversitesi ise Ermeni iddialarını destekler mahiyetteki toplantıya ev sahipliği yapmasıyla bilinmektedir.
         Avrupa Kültür Başkenti 2010, İstanbul’a ne getirecek veya ne kazandıracak? Projeyi küçümsemiyorum. Aksine İstanbul’un hakkının verilmediğini ve bu durumun bizi yönetenler tarafından normal karşılanmasını kabul edemiyorum. Ayrıca kültür mirasını koruyacağız adına Bizans kültürünü canlandırma gayretlerini yadırgıyorum. Selanik bugün Yunanistan sınırları içinde kalmış bir Türk şehridir. 1997 yılında Avrupa Kültür Başkenti ilan edildi. 1998’de Selanik’i gezme, inceleme imkânı buldum. Bırakınız Türk eserlerini onarıp korumayı ve öne çıkarmayı, altı yüzyıllık tarihi mirası 75 yılda tamamen yok etmişler. Türk izlerini silmek için Avrupa fonlarını cömertçe kullanmışlar.
         Buraya kadar bu konudaki genel bilgileri vermeye çalıştık. İkinci bölümde bu proje ile İstanbul’un neler kazanacağı, projenin misyonu, hedefleri ve sonuçları ile ilgili görüşlerimizi ifade edeceğiz..