Dilâver Cebeci

10.09.2008

         Birçok yönden örnek gösterilebilecek çok vasıflı ve donanımlı düşünce insanı, şair ve yazar Dilâver Cebeci, her şeyden önce “ Müslüman Türk” ideal ölçülerinde birisiydi. Mayısın son cuması ebedi âleme yolcu ettik O’nu. Yaklaşık otuz yılımız beraber geçti. Beyin ameliyatından sonra geçen sekiz yıllık zor dönemde arkadaşlarımızla birlikte O’na yoldaş olduk.
         Yurt içinde ve dışında birçok seyahatimiz oldu. Benden on yaş büyüktü ama ona göre akrandık ve 3000 yaşındaydık. O kadar çok şey konuştuk ki… Her konuda konuşmaktan zevk almanın yanında yeni ufuklar açılmaktaydı. Kültür, tarih, sosyoloji, coğrafya, tasavvuf, edebiyat O’nun Türkçesiyle daha da güzelleşmekteydi. O’nu tanıyıp da sevmeyen kimse olduğunu zannetmiyorum.
         Yirminci yüzyıla damgasını vuran İstiklâl şairi M. Âkif Ersoy, Bayrak şairi A. Nihat Asya, Türkiyem şairi ise Dilâver Cebeci’dir.
         Her millî olayda milletimizi coşturan “Türkiyem” aynı zamanda Türk milliyetçilerinin telefon müziği olarak da kullanılmaktadır.
         Bestelenen birçok şiiri arasında askeri marşlardan, aşk şarkılarına kadar örnekler vardır. Yurt içinden ve dışından birçok ödüle sahipti. Makedonya, Tataristan ve Hollanda’da yapılan şiir günlerinde ülkemizi temsil etmiştir. Nesir yazılarının fikrî ve edebî güzelliği yanında yaşayan Türkçeyi de ustalıkla kullanmıştır. Unutulmuş pek çok öz Türkçe kelimeyi kullanarak da dilimize hizmet etmiştir. Seyyah-ı Fakir Evliya Çelebi üslubuyla yazdıkları, Türk edebiyatına zenginlik katmıştır. Tarih düşürmenin de ustasıydı.
         Çok gezdik. Türk’ün her şeyini ve özellikle Türkler’in yaşamış olduğu her yeri çok severdi; ama iki yer vardı ki oralardan ayrılmak istemezdi. Birincisi Söğüt, ikincisi ise Kocacık’tı. Bilecik ilinin Söğüt ilçesinde Osmanlı’nın kurucusu Osman Gazi’nin babası Ertuğrul Gazi ve diğer akrabalarının türbeleri, kabirleri bulunmaktadır. Kocacık ise bugün Makedonya’nın batısında bulunan Debre kasabasının bir dağ köyüdür ve burası altı yüzyıl önce kurulmuş bir Türkmen yerleşim yeridir. Uzun yıllar çok büyük bir yerleşim yeri iken Ali Rıza Efendinin ayrılmasından sonra bugünlerde 30 haneli bir köye dönüşmüştür. Firari Ali Rıza diye anılan kişi Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün babasıdır ve o köyden ayrılan ilk kişi olması dolayısıyla O’na bu sıfat verilmiştir.
         Dilâver Hoca tepeleri dağları, denize düzlüğe tercih ederdi. “ Medine” şiirinde şöyle demektedir.
         …………
         Dağlar tecelli yeri, dağların bağrı emîn;
         Dostlara vasiyetim: Beni dağlara gömün!
         …………
         Belki dağ değil ama bir tepeye gömüldü. Çengelköy’ün tepesinde İstanbul’un hemen her yerini gören ve 45 m. Yüksekliğinde, 150 m² büyüklüğündeki Türk Bayrağı’nın gölgesinde yatmaktadır.
         Kelkit, Kırıkkale, Erzincan, Aydın, Ankara ve İstanbul doğup büyüdüğü, okuduğu ve yaşadığı yerlerdi. Son 17 yılı Süleymaniye Camii Külliyesi’nde geçti. “Darrüzziyâfe” Türk Dünyasının merkezlerinden birisi olduysa bunda en çok pay Dilâver Hoca’nındır. Gerek yurt içinde gerekse yurt dışındaki soydaşlarımızdan İstanbul’a gelenlerin uğrak yeri olan Darrüzziyafe O’nunla temsil edilmekteydi. Türk Mutfak Vakfı’nı ve Türk Düşünce Hareketi’ni beraber kurduk. Her şeyi titizlikle yapardı. İyi bir araştırmacı ve Türklük Ülküsü’nün yorulmaz bir savaşçısıydı. 
         Millî birlik ve bütünlüğümüze, istiklâlimize kasteden kanlı terör olaylarına ve devleti kuran iradeye karşı hareketlere kahroluyordu. Türk Milliyetçilerinin varlığı tek güven kaynağıydı. En zor anlarda bile Türk Milletinin sağduyusuna ve yüksek mücadele azmine dayanarak başarılı olunacağına inanmaktaydı.
         Küresel güçlerle işbirliği yapanlara, inançsız sözde Atatürkçüler’e ve çıkarları peşinde koşan şekilci Müslümanlara karşı amansız mücadele etti. Bunu yazılarına ve şiirlerine de yansıttı. “  Bayrak Olayı” adlı şiirine başlarken 28 Kasım 1919 Cuma sabahı Maraşlılar’ın, Kaledeki Türk bayrağı yerine Frenk bayrağının dalgalanmasının yüreklere işleyen sızısını dile getirmiştir. Uzunca olan bu şiirin günümüzde de bütün canlılığıyla ifadesini bulan kısmı şöyledir.
              ………….
              Kısa bir zaman geçti sessiz, tedirgin…
              Çıktı imam minbere sünnet bitince
              Bir alev dolaştı dört yanında caminin,
              Sıra farza gelince…

              Doğrulup bir yiğit;
              Dedi ki: Ey
              Olur mu böyle şey?

              Burada boynumuz kıldan incedir.
              Ancak bir şey var ki; Farzdan öncedir.

              Cuma kılmak için er olmak gerek
              Hepsinden önce de hür olmak gerek.

              Tanrı kabul etmez namazı bilin,
              Dururken kalede bayrağı elin.
              …………

         Dilâver Hoca’nın bazen bir kıtası, bir beyti veya bir mısrası bile kitaplara sığmayacak kadar anlam yüklüdür. Özellikle gençlerimize örnek olmalıdır. Sağlığında yeteri kadar anlaşılamadı, tanınamadı ve değeri bilinemedi. Temennimiz bundan sonra unutulmaması, eğitim, kültür ve sanat faaliyetlerinde hak ettiği yeri almasıdır.