Gecekondo Yıkımları

29.06.2009

          29 Mart 2009 günü yapılan Mahallî İdareler seçimlerinin üzerinden 2 ay geçti. Aynı zihniyeti temsil eden siyasî görüşe mensup bir parti dördüncü defa üst üste İstanbul’u yönetmeye hak kazandı. Bu önemli bir başarıdır. Bu başarıya nasıl ulaşılmaktadır? Gerçekten iyi hizmetler mi yapılmaktadır? Seçmen hangi sebeplerle tercihini bu yönde kullanmaktadır? Geçen iki ayda öne çıkan hangi faaliyetler vardır? İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul’a yakışan bir hizmet anlayışına sahip midir ve gerçekten başarılı olma ihtimali var mıdır?
          İstanbul’u seven; teknik, sosyal ve kültürel birçok çalışmanın içinde olan birisi olarak çok çalışıp araştırma yapmama rağmen gerçekten İstanbul’un daha iyiye gittiğini söyleyebilecek hususları bulmakta zorluk çektiğimi ifade etmeliyim. Güvenlik ve huzur, geçim derdi, işsizlik, ulaşım çilesi, deprem korkusu, eğitim, evsizler, sokak çocukları…
          Bazı insanlar küçük şeylerden mutlu olabilirler; ama sonuçlar önemlidir. Metrobüs hattını kullanan 400.000 yolcu, ulaşımdaki bu kolaylıktan dolayı günde 11.300.000 yolculuk yapıldığı ve geriye kalan 10.900.000 yolcunun çektiği işkenceyi göremeyebilir. Bu yolun gerçeğin çok üstünde mal edildiğini bilmediği de söylenebilir. Hatta kendisinin veya aile fertlerinin diğer sıkıntılarını da göremeyebilir. Belediyeden veya başka bir kurumdan eğitim, sağlık veya gıda yardımı alan bir insan bundan mutlu olabilir ve gelecekle ilgili hiçbir endişeye düşmeyebilir. Belediyeye bağlı onlarca şirketten birine hiçbir sosyal güvenlik garantisi olmadan işe giren veya girme ümidi devam eden bir insan ve ailesi de mutlu olabilir. Başka hiçbir sorun kalmadığı zannedilebilir. Bu konular sosyologlar tarafından mutlaka incelenmelidir.
          İnsanların günlük yaşamaya alıştırıldığı, gelecekle ilgili hedeflerin olmaması için birçok sebep olduğu aşikârdır. Borçlu yaşamanın telaş ve endişesi toplumda gerginlik meydana getirmiştir. Bu gerginlik aile içine kadar girmiştir.
        Dinî ve millî değerlerimizin yozlaştığı, ahlâkî çöküşün başladığı bir dönem yaşanmaktadır. Sağlam aile yapısını oluşturan inanç sistemi ve geleneklerimiz iyice bozulmadan huzurlu ve sakin bir ortama çok acil ihtiyaç vardır. Bazı konularda iyi şeylerin yapıldığının hissedilmesi şarttır. Bu da yönetenlerin görevidir.
           Geçen iki ay içinde üçüncü defa şahit olduğumuz kaçak yapıların yıkılması manzaraları belediyenin başarısı mı yoksa başarısızlığı mıdır?  Vicdan sızlatan kadın ve çocukların gözyaşları, gaz bombaları altında itişmeler ve mahalle savaşına dönüşen çatışmaların asıl sebebi nedir ve sorumluları kimlerdir? Kaçak yapılaşmanın her türlüsüne kesinlikle karşıyız. Ancak bunları yıkarken yaşanan olaylarda yer alan kolluk kuvvetlerinin onda biri ile yapılmalarını önlemek mümkün değil miydi? Oy uğruna bu duruma göz yumanlar hesap vermelidirler. Yok olan millî servet ve maddî kayıplar, boşa giden emek ve yıkılan umutlar yanında devlet kurumlarına karşı duyulan güvensizlik, kin ve nefret artmaktadır. Yazıktır, ayıptır, günahtır.
          Büyükşehir Belediyesinin görev, yetki ve sorumluluklarını belirleyen 5216 sayılı kanunda açıkça belirtildiği gibi bağlı belediyelerin imar uygulamalarının denetimi de Büyükşehir Belediyesine verilmiştir. İlçe Belediyesini sorumlu tutmak mazeret olamaz. Zaten İlçe Belediyelerinin çoğu seçim kazanmak için her yolu mubah saymışlardır. Adı geçen kanunun 7. ve 11. maddeleri Büyükşehir Belediyesine denetim kadar imar ve parselasyon planlarını yapmak ve ruhsatlandırmak yanında gerekli tedbirleri önceden alarak kaçak yapılaşmayı önleme görevi vermektedir. Bu görev yerine getirilmemiştir.
          Büyükşehir Belediye Başkanlığı, seçim döneminde belediye bütçesinden büyük harcamalarla propaganda yaptı. Yayınlar çıkarttı. Bunlardan biri de onbinlerce bastırılan “5 yılda rekorlara imza attık” adlı çok lüks kitaptır. Yapılanlar ve planlananlar iyi incelendiğinde kolayca görülebileceği gibi İstanbul’a yakışan bir hizmet anlayışı yoktur. Sonuçları itibarı ile hangi başarıdan övünç duyulduğunu anlamak mümkün değildir. Bir tek örnek vermek gerekirse Kadir TOPBAŞ imzalı sunuş yazısından şu bölümü aynen almak istiyorum. “ Geride bıraktığımız yıllar içerisinde sadece İstanbul’a yapılan yatırımlar 22.6 katrilyonu buldu. İstanbul’un kördüğüm ulaşım problemini çözecek devrim niteliğinde açılışlar yaptık. Mesafeleri kısaltan metrobüsü hizmete sunduk. Artık işadamlarımız bile, özel şoförlerini bırakıp metrobüsü kullanıyor! Medeniyetin en önemli ölçülerinden biri olan raylı sistemde rekorlar kırdık. Göreve geldiğimizde 44 km. olan raylı sisteme, 28 km ilave ettik”
          Medeniyetin en önemli ölçülerinden biri olan raylı sistemin İstanbul’da 500 kilometreyi geçmesi gerekmektedir. Sadece 28 km ilave edildi. Bundan ne anlamak gerekir derseniz cevabım şudur. İstanbul’u yöneten bu anlayışın başarılı olma ihtimali çok azdır.