Nereye Gidiyoruz?

   30.05.2010

        
Türkiye yakın tarihlere kadar kendi ürettikleri ile yetinebilen açlık çekmeyen nadir ülkelerden biri idi. Daha iyi hayat şartlarını sağlayabilmek için kalkınmak gerekiyordu. Bunun da yolu sanayileşmek olarak görüldü. 1960’tan sonra başlayan planlı kalkınma döneminde köy nüfusu şehirlere akmaya başladı. Hedef 1927 yılında % 76, 1960’ta ise % 68 olan köylü nüfusunu % 40 seviyelerine çekmek idi.                                                                                                                             
         1980’de % 56 olan köylü nüfus, 1990’da % 41,  2000’de % 35 ve 2009’da ise % 24,5 oldu. Belediye sınırları dışındaki nüfus ise % 17’lere indi. Köyler adeta boşaldı. Bunun sebeplerinden biri işsizlik biri de terördür. Ülkemizin her yöresinden köylüler daha iyi şartlarda yaşayabilecekleri ümidiyle sanayi veya turizm şehirlerine yerleştiler. Ümitler var oldukça mücadeleye devam ettiler. Ama...
         Son iki yıldır şartlar öyle değişti ki…  Borçlanarak hayatlarını devam ettirmeye ve zaman kazanmaya çalışanlar tam bir çıkmaza doğru sürüklenmektedirler. Resmi rakamlara göre işsizlik oranı % 14’tür. Gerçekte ise iş bulma umudunu kaybedenlerle bu oranın % 25’lere çıktığı söylenmektedir.
         BDDK (Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu)’nın Şubat 2010 verilerine göre bireysel kredi borçları toplamı 131 milyar TL’dir. Kişi başına düşen borç 2002 sonunda 90,- TL iken bu gün 1.800,-TL olmuştur. Ayrıca ülkemizin iç ve dış borç toplamı 732,7 milyar TL ye çıkmıştır. Yani yeni doğan çocuklarımız dahil her Türk vatandaşı devlet adına 10.106,- TL borçlu durumdadır.
         Kamu-Sen araştırmasına göre son bir yılda 950.000 kişinin evine, işyerine veya maaşına icra geldi. 45.000 araç haczedildi. 100.000’e yakın fabrika ve işyeri kapandı. Protesto olan senet sayısı 1.574.000, karşılıksız çek sayısı ise 9.585.000 oldu.
         Bir diğer ifadeyle son bir yılın her bir gününde ortalama olarak 2600 eve veya işyerine icra memuru gitmiştir. Günde 123 araç haciz edilmiştir. Her gün 273 fabrika ve işyeri kapanmıştır. Her gün ortalama olarak 4.312 senet protesto olmuş ve 26.260 çek karşılıksız çıkmıştır.
         Cumhuriyet tarihinde ilk defa cezaevlerindeki mahkûm ve tutuklu sayısı 100.000 sınırını aşarak 111.000 kişiye ulaşmıştır. 
         İşsiz kalıp geriye köyüne dönenler, sudan çıkmış balığa döndüler. Kalanlar da üretmeyi unuttu. Kırsal kesimde yaşayanlara acil olarak ücret, bilgi ve moral teşvikleri gerekmektedir. Aksi halde yok olmaya giden hayvancılık ve tarımın kurtarılması mümkün olamaz.
         Yakın zamanda tarımda üretim ve destekleme modeli yenilendi. Türkiye havza denilen 30 ayrı bölgeye ayrıldı. Amaçları incelendiğinde güzel ifadeleri görmekle birlikte sistem çok eksiktir ve yanlışlıklarla doludur.
         Fındık, tütün ve şekerpancarı tarımın en sorunlu ürünleri olmuştur. Şeker fabrikalarının çoğu yabancılara satıldı ve şeker ithal edilmeye başlandı. Tekel satıldı. Sigara ithal ediliyor. Ülkemizin en büyük ihraç ürünü olan ve yılda 1,8 milyar dolar girdi sağlayan fındık yok edilmek isteniyor. Dünya üretiminin % 70’ten fazlasını sağlamasına rağmen yeni sistemde ekim alanları sınırlandırılmakta ve fındık ağaçlarının sökülmesi teşvik edilmektedir.
         Dünyanın en stratejik ürünü olan buğdayda teşvik düşürülmüştür. Nüfus artışı ve küresel ısınma göz önüne alındığında hatanın önemi daha iyi anlaşılır.
         Mısır teşvikleri azaltılarak birilerinin GDO’lu mısır ithal etmesine fırsat sağlanmıştır.
         Tarımda üretim ve destekleme modelinde meyve ve sebzeye yer verilmemiştir. Balıkçılık da yok sayılmıştır.
         2002 yılında 3 milyar dolar civarında olan yıllık tarımsal ürün ithalatı 2009 yılında 10 milyar dolara ulaşmıştır.
         Takip edilen yanlış politikalar sebebiyle birçok ürün ithal edilmeye başlanmıştır. Yakın zamanlarda üreticinin yüzünü güldüren sarımsak bugünlerde Çin’den ithal edilmektedir. İri ve daha gösterişli olan Çin sarımsağının genleriyle oynandığı bilinmektedir. Bizim sarımsağın içinde bulunan mineral ve vitaminlerden mahrum olduğu gibi kokusu ve tadı da bize yabancı olmasına rağmen pazarlarımızda ve marketlerimizde satılabilmektedir.
         Bir zamanlar narenciyede tek ülke durumundaydık Şimdilerde Lübnan, Suriye, İsrail ve Mısır bizi geçti. Pamukta 7. büyük üretici iken, bugün pamuk ithal eden 3. büyük ülkeyiz. Anadolu’muzun verimli ovaları boş kalırken Kazakistan, Bulgaristan, Romanya, Litvanya, Macaristan, Almanya ve ABD’den buğday ithal ediyoruz.
         Tüketimini teşvik ederek stokları eritmek için reklamlarda izlediğimiz mercimek üretiminde dünyanın en önemli ülkesi iken bugün Suriye, Avusturya, Kanada ve ABD’den mercimek ithal edilmektedir.
         Pirinç; Hindistan, Vietnam, Tayland, Çin, Mısır, İtalya, Makedonya, Uruguay ve ABD’den ithal edilmektedir. Fasulye ise İran, Çin, İspanya, Arjantin ve ABD’den ithal edilmektedir.
         Simitlerimizin susamını bile Hindistan, Pakistan ve Sudan’dan alıyoruz. Cevizi İran, Ukrayna, Moldova ve Kazakistan’dan, şekeri de Bulgaristan, Fransa ve Brezilya’dan alıyoruz.
         Cumhuriyet tarihimizin ilk 80 yılında elde ettiklerimizi 8 yılda kaybediyor muyuz?  Köylüsü ve şehirlisi ile Türk Milleti geleceğini nasıl kurtaracaktır? Cumhuriyetin 100. yılına 13 yıl kaldı. Lider ülke olmak istiyorduk. Pembe tablolarla kandırıldık.                                                                                   
         Kısa zamanda toparlanmak zorundayız. Bunun için Milletçe üzerimize düşen görevleri iyi algılamalıyız. Bizi yönetmeleri için seçerek başımızın üzerine çıkarttığımız kişilerin vicdanlarındaki asil cevheri daha dikkatli tahlil etmek gerektiğini bilmeliyiz. Bizden görünüp küresel güçlerle işbirliği yapanlardan hesap sormalıyız. Köyde ve şehirde bu ülkenin her yöresinde Türk Milleti millî birlik ve bütünlük içinde hür ve mutlu yaşamalıdır.