Ulaşım Çilesi

15.11.2007
          Ulaştırma konusu hakkında yazmaya devam edeceğim. Huzurun ve sağlığın bozulduğu, gerginliğin arttığı, önemli miktarda ekonomik kayıpların söz konusu olduğu ve İstanbul’da yaşayan herkesin olumsuz etkilendiği bu konu mutlaka çözülmelidir. Bizim amacımız doğru tespitler yapmak ve çözüm yolları göstermektir.
           Geçtiğimiz ramazan bayramında İstanbul’da, daha önceki bayramlarda olduğu gibi tam bir trafik keşmekeşliği yaşandı. Avcılar’dan Çamlıca’ya 40 km’ye çıkan kuyruklarda bekleşenler, onları bekleyenler bayramı mutlu geçiremediler. Bu keşmekeşlik şehrin hemen her yerinde önemli kavşak ve merkezlerde de görüldü. Gerçi her iş günü bunlardan farklı bir İstanbul yok; ama bayram olunca sevinç, mutluluk, neşe ve güler yüz önem kazanır. Bu duyguların yaşanması için özen gösterilir. İşin manevî yönü öne çıkar.
         Ramazan boyunca da benzer manzaralar çok yaşandı. İftara yetişme gayreti içinde, oruç ibadetinin manevî havasına uymayan tavırlar görüldü. Trafik keşmekeşliğinde gerginleşen insanlar çoğu zaman tartışmakta, küfürleşmekte, bagajdan bıçak, sopa veya levye alarak kavgaya tutuşmakta hatta basına yansıdığı gibi ateşli silahlarla cinayet bile işlemektedirler. Otobüs ve minibüs içinde de tartışmalar yaşanmaktadır. Sürücülerin ve yolcuların kişisel psikolojisi trafik içinde toplumsal psikolojiye dönüşmektedir.
         Kısaca hayatın en önemli parçası olan gezmek, seyahat etmek, sosyal bir davranışta bulunmak, insanî veya ailevî ihtiyaçlardan kaynaklanan masum ve iyi niyetli bir hak olan ulaşım hakkı çileye, işkenceye yol açmaktadır. Aşırı gerginlik ve sinir sisteminde meydana gelen bozukluklar genel sağlık sorunlarını da artırmaktadır.
         Bu çileyi, işkenceyi sadece olayın içinde olanlar değil bütün İstanbullular hissetmelidir. Çünkü herkes aynı durumları yaşamaya mahkûmdur.
         Bu çileyi niçin çekiyoruz? Gerçekten buna mahkûm muyuz? Çözüm yok mudur?
         Kesinlikle çözüm vardır. Asla buna mahkûm değiliz. Kötü yönetildiğimiz için bu çileyi çekiyoruz. İstanbul, yasaların verdiği görev, yetki ve sorumluluğu doğru algılayamayan ve beceremeyen insanlar tarafından yönetilmektedir. Seçilmişler de atanmışlar da küçük işlerle uğraşan parti yandaşı gibi davranmaktadırlar.
         Bu işin bir de ekonomik yönü vardır. Bir tarafta her yıl milyarlar tutarında ulaşım yatırımı yapacaksın, hiçbir çözüm sağlayamayacaksın; diğer tarafta kilometrelerce kuyruklarda her yıl ortalama 6 milyar YTL yakıt ve emek kaybına yol açacaksın. Bunun hesabı mutlaka sorulmalıdır.
         Ekonomik kaybın ne anlama geldiği daha önce MHP İstanbul İl Başkanlığı adına yapılan “ İstanbul’da Ulaşım ve Trafik” konulu çalışmada ortaya konmuştu. Buna göre yıllık kayıplarla konut yaptırmak isteseydik 110 m2 brüt alanlı 115.000 konut yaptırabilir veya 24 derslikli 6600 okul veya 150 yataklı 2000 hastane de yapılabilirdi. Daha önemlisi bu miktarla 120 km raylı sistem hizmete açılabilirdi. Şu anda İstanbul ulaşımında % 6 paya sahip raylı sistemlerin 125 km civarında olduğu düşünülürse geriye doğru 3,5 yıllık kayıp karşılığında raylı sistemler 500 km’yi geçer ve ulaşım sorunu büyük ölçüde çözülmüş olurdu.
         Son zamanlarda İstanbul’da birçok anayolda yapım çalışmaları sürmektedir ve bunların önemli bir bölümü kesişmesiz kavşak inşaatlarıdır. Anayolların çoğunda sabah ve akşam saatlerinde zaten tıkanan trafik, bu yapım çalışmaları nedeniyle İstanbulluların sabırlarını iyice zorlayan düzeylere çıkmış durumdadır. Kenti, insanların yaşadığı bir mekân olmaktan çok, içinden motorlu araçların daha rahat geçebileceği yollar ve yapılar bütünü olarak gören anlayışın sonucunda, İstanbul’da eskiden meydan olan önemli kent mekânları, bugün bir kavşak niteliği kazanmış, kentin doğal ve tarihi dokusu bozulmuştur.
         Ancak bütün bunlar, başlangıçta motorlu araç trafiğinin hızını biraz artırsa da kısa bir süre sonra durum eskisinden daha kötü hale gelmektedir. Otomobile bağlı erişebilirliklerin değişmesi, arazi kullanım yapısının da değişmesine neden olmakta, trafik keşmekeşliği meydana getiren yeni merkezler ortaya çıkmaktadır. Bunlar hem yeni trafik karmaşası yaratmakta, hem de otomobille yapılan yolculuk uzunluklarının artmasına neden olmaktadır. Geçici önlemlerle yaratılan ek kapasiteler, trafikteki yeni artışlarla kısa sürede doldurulmakta ve bu kısır döngü sürmektedir.
         Kentsel yaşamda ana hedef insanların hareket özgürlüğünü sağlamak ve kentsel etkinliklere erişmelerini kolaylaştırmaktır. Kentlerde ulaştırma çözümleri taşıtların değil insanların hareketliliğini esas almalıdır. Bu güne kadar izlenen yanlış ve toplumsal maliyeti çok yüksek olan kentsel ulaştırma politikaları sonucunda, otomobil ve kentin birbirine uymayan mekân profiline sahip olduğu görülür. Kent-otomobil bileşenini çözmenin yolu, artan otomobil sayısı karşısında daha fazla yol, daha çok katlı kavşak ve daha hızlı kent geçişleri yaparak “kentleri otomobile uydurmaya çalışmak” değil, sürdürülebilir ve yaşanabilir bir kent için “ otomobili kente uydurmak” tır.  Bunun için çok önemli bir şart, başta raylı sistem ve deniz ulaşımı olmak üzere toplu taşıma kullanımı artırılırken, otomobile ayrılmış kent mekânlarının da planlı biçimde düzenlenmesidir.
         Hizmetlerin planlı, programlı, etkin, verimli ve uyum içinde yürütülmesini sağlamak amacıyla kurulan Büyükşehir Belediyesi, sınırları içinde bulunan ilçe ve belde belediyelerini kapsayacak şekilde koordinasyonu sağlayan, görev ve sorumlulukları yerine getiren, yetkileri kullanan kuruluştur. İdari ve mali özerkliğe sahiptir. Başkanlar seçilerek geldikleri için halkın desteğine de sahiptirler. Burada yaşadıklarına, sıkıntıları bildiklerine ve göreve isteyerek talip olduklarına göre hesap vermesini de bilmelidirler.
         Beklentimiz kanunların verdiği görev, yetki ve sorumluluğun İstanbulluların huzur ve mutluluğu için kullanılmasıdır. Başarısızlığın mazereti olamaz.