Yabancı Sermaye

   04.03.2010

         “Yabancı kelimesi” Türkçe’mizde sevimli bir kelime değildir. Sözlükte “Bizden olmayan, başkası, başka milletten, ülkeden veya yerden” anlamına gelir. Sermayenin başına gelirse ürkütücü bile olabiliyor.
            Bir ülkeye yabancı sermaye girmesi iyi bir durum mudur? Arzu edilecek bir yanı var mıdır? Ne şekilde gelir? İyi sonuçlar alınması için neler yapılmalıdır? Bizim ülkemizde gelişmeler nasıl olmuştur?
            Yeterli sermaye birikimi olmayan ülkelerde, gelişip kalkınmak için gerekli yatırımları yapabilmek mümkün değildir. Böyle durumlarda yabancı sermaye talebi oluşur. Bu talep kolayca karşılanamaz. Çünkü sermayenin geliş şekli, niyet ve beklenen sonuçları bakımından önem kazanır. Yabancı sermaye şu yollarla gelir:
                  • Kredi olarak
                  • Bono, tahvil ve hisse senedi alarak
                  • Arsa, arazi ve bina gibi gayrimenkul satın alarak
                  • Kurulu bir işletmeyi satın alarak
                 • Üretim yapacak fabrikalar ve tesisler kurmak şeklindeki sabit sermaye yatırımı yaparak
             Bu yollardan bazıları sermaye sahibi için kârlı görülmeyebilir. Yatırımı arzu eden ülke için, çok sıkışık durumlarda para gelsin de nasıl gelirse gelsin düşüncesi çok yanlıştır. Doğru olan iki tarafın da yapılacak yatırımdan memnun olmasıdır. Yabancı sermaye girişinden kazançlı çıkmak için aşağıdaki sonuçlar beklenir:
                    • İstihdam sağlanır; böylece işsizlik azalır.
                    • Üretim teknolojileri gelişir.
                    • Üretim artar, gelir de artar.
                    • Yönetim ve işletmecilik bilgisi gelişir.
                    • İhracat pazarı gelişir.
              Bu bilgiler doğrultusunda yabancı sermaye girişinden ülke olarak kazançlı çıkabilmek için doğru olanın sabit sermaye yatırımı kapsamında üretim yapacak fabrikalar ve tesisler kurmak olduğu kolayca anlaşılır; ama gerçek böyle olamamıştır. YASED’in (Uluslar arası Yatırımcılar Derneği) yayınladığı raporlara göre bu tür yatırımların tutarı % 10’un altında kalmaktadır. Asıl yatırım borsa ve iç borçlanma senedi gibi finansal araçlar ile banka ve sigorta şirketleri gibi finansal kuruluşlara yapılmıştır.
              Ülkemizde faaliyet gösteren mevduat bankalarından 3’ü kamu sermayeli olmak üzere sadece 9 tanesi Türk kalmıştır. 22 banka ise ya tamamen ya da kısmen yabancıların eline geçmiştir. Kalkınma ve yatırım bankalarında da durum aynıdır.
              Sigorta şirketlerinden ise 11 tanesi yerli kalmıştır. 54 şirketin 36 tanesi tamamen, 7 tanesi de kısmen yabancıların olmuştur. 2009 sonu itibarı ile prim üretiminde yerli şirketlerin payı  % 44’e düşmüştür. Yabancı payı da % 56 olmuştur.
             İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) da artık yabancıların elindedir. Yerli yatırımcıların borsadaki payları %33’e inmiştir.
              Yabancı yatırımcılar için Türkiye cennet sayılır. Son 7 yılda yurt dışına transfer edilen, yani yatırımcılar tarafından kâr edilerek götürülen para miktarı 34 milyar dolar olmuştur.  Bunun 22,5 milyar doları borsa ve iç borçlanma senedi gibi finansal araçlarla geriye kalanı da diğer yollarla kazanılmıştır.
              Son yıllarda hükümetin büyük bir başarısı gibi sunulan yabancı sermaye girişinin nasıl olduğu ve sonuçlarının neler olabileceği milletimiz tarafından bilinmemektedir. Stratejik öneme sahip kuruluş ve işletmeler ile gayrimenkuller adeta peşkeş çekilmektedir.
              Küresel sistemin ısrarla üzerinde durduğu alanların en önemlisi ülkelerin doğal kaynakları ve üretim araçlarıdır. Bu kaynak ve araçları ele geçirmenin en kolay yolu da özelleştirme uygulamalarıdır.
              Gelişmiş bazı ülkeler ile küresel sistemin başı ABD ve İngiltere gibi ülkeler, ulusal güvenlikle doğrudan ya da dolaylı olarak stratejik öneme sahip kuruluşların, yabancı sermayeye satışını önlemek için koruyucu tedbirler almışlardır. Güney Amerika ülkeleri ve Rusya ise bu gibi kuruluşları yeniden devletleştirmek için büyük çaba içindedir.
              Türkiye, çok şükür, henüz tam olarak küresel sistemin egemenliğine girmemiştir. Bu durum sistem ülkelerini rahatsız etmektedir.  Çok değerli ve zengin yer altı kaynaklarımız iştah kabartmaktadır. İşbirlikçi zihniyete mensup hükümetlerin bir süre daha ülkemizi yönetmesi en büyük arzularıdır.
              Türk Milleti bu oyunu bozacaktır.  İlelebet hür ve mutlu yaşama hakkına sahip çıkarak ekonomik kaynaklarını koruyacaktır. Bunun bir tek yolu vardır. O da ilk seçimde Türk Milliyetçilerini iktidar yapmaktır.