HALK OYLAMASI (1)

        12 Eylül 2010 tarihinde yapılacak olan halk oylamasında, oya sunulan Anayasa değişikliklerinden amaçlanan nedir? Gerçekten Türk Milleti’nin ihtiyaçlarından mı kaynaklanmaktadır?  Yoksa ambalaj içinde saklanan gizli ve sinsi planlar ve amaçlar mı vardır?
         Konuya girmeden önce ağustos 2010 manzarasına göre ülkemizin durumunu kısaca değerlendirmek faydalı olacaktır.
         1- Devlete, devleti kuran millî iradeye, millî birlik ve bütünlüğümüze ve istiklâlimize karşı çok ciddi baş kaldırı vardır. Kanlı terör olayları önlenmez halde iken devletin kurumları arasında gerginlik yaşanmaktadır.
         2- Küresel güçlerin AB müzakere süreci kapsamındaki dayatmalarına gönüllü olarak rıza gösterilmesi ve yerli iş birlikçilerin büyük gayretleri ile kültürel yozlaşma hız kazanmış ve ahlakî çöküş meydana gelmiştir. Dinî ve millî direnç kırılmak üzeredir.
         3- Takip edilen ekonomik modeller sonucunda ülkemiz adeta soyulmuş yer altı ve yer üstü kaynaklarımız yandaşlara ve yabancılara peşkeş çekilmiştir. Günü kurtarma adına yapılan bazı iyileştirmeler Türk Milleti’nin geleceğini kurtarmaya yetmez. İşsizlik ve yoksulluk aile yapımızı sarsmaya başlamıştır.
        Bu manzaraya rağmen aylardır Anayasa değişikliği ülke gündemini işgal etmiştir. Bir süre daha da işgal edecektir. Anayasa elbette değiştirilebilir. 1982 Anayasası da 8’i AKP hükümeti tarafından olmak üzere defalarca değiştirilmiştir. 175 maddenin yarısına yakını yenilenmiştir. Bu defa AKP tarafından yapılmak istenen milletin ihtiyaçlarına cevap vermek yerine gizli ve sinsi planların uygulanabilmesi için yasal zemin hazırlamaktır. Şayet değişiklik kabul edilirse o havayla seçimlerde bir dönem daha AKP iktidarını sağlayacak sonucu almayı düşünmektedirler. Aynı zamanda Anayasa Mahkemesi’nin yapısı değişmekle Yüce Divan görevi yapmak gereği hâsıl olduğunda kendilerini, yaptıklarının hesabını vermekten kurtarmak mümkün olacaktır. HSYK’da yapılacak bu değişiklikle birlikte yargı tamamen kontrol altına alınacağından bütün destekçilerin ve iş birlikçilerin de kurtarılması sağlanacaktır.
        En önemlisi de Habur’da tıkanan Kürt Açılımı ( demokratik açılım veya millî birlik ve kardeşlik projesi!)  bu değişiklikle yeniden mecrasına sokulacaktır. Çünkü verilen sözler ve gizli anlaşmalar doğrultusunda anayasal engel ortadan kalkınca 2. değişiklikle özerklik yolu açılacaktır. Yeni yapısıyla güdümlü hale gelecek olan Anayasa Mahkemesi hazırlanacak yasa değişikliklerinin önünde engel oluşturmayacaktır. Bu suretle yıkım projesi yeniden uygulamaya konulacak ve sonunda ülkemiz ve milletimiz bölünüp parçalanacaktır. Bundan şüphesi olanlar en azından son bir ayda cereyan eden Kandil-İmralı hattına ve Washington – Brüksel – Erbil’den gelen haberlere, Diyarbakır-Tunceli-Ankara-Ağrı vs. den çıkan seslere dikkat etmelidir.
        Esasen bu yıkım projesinin merkezinde ne yazık ki AKP hükümeti vardır. Yanında ve yakınlarında diğer aktörler yer almaktadır. Şer cephesini oluşturan bu aktörleri tanımak gerekir.
       1- Yandaş Medya: Demokratikleşme, tarihimizle yüzleşmek veya ezber bozmak adı altında her türlü rezalet sergilenmektedir. Devleti soyarak yandaş medya meydana getirilmiştir. Küresel güçlerin medyası devreye girmiştir.  Devletin TRT’si de adeta Türklük düşmanı olmuştur. Sistematik olarak genel müdür değişikliği ile birlikte görülmemiş şekilde haber merkezine medyadan transferler yapılmıştır. 21 tanesi Samanyolu TV, Cihan Haber Ajansı, Zaman Gazetesi, Aksiyon Dergisi gibi okyanus ötesinden kumandalı, 14 tanesi de Kanal 7, Kanal A, Kanal 24, Türkiye Gazetesi ve Yurt Haberleri gibi diğer yandaş medyadan TRT’ye getirilmiştir.
      Yandaş medyada aynı ağız kullanılmakta, belge ve bilgiler ilk olarak buralara servis edilmektedir. Bu bilgi ve belgelerin toplandığı, değerlendirilip servis edildiği bir haber havuzu oluşturulmuştur.
        En büyük yalanlar bile süslenerek servis edilmekte ve bilgi kirliliği yaratılmaktadır.
Yerel basının da büyük bir kısmı ekonomik sebeplerle AKP’ye teslim olmuştur. Özellikle yerel TV’ler dini ağırlıklı programlarda yumuşak ve güzel sözlerle masum ve temiz vatandaşları çekmekte, bu programların ardından ihanet ve yıkım konuşmaları yapılmaktadır.
       2- Çıkarcı gruplar, yağmacılar ve fırsatçılar: AKP’nin değişik kademesinde görev yapanların veya aday olanların büyük çoğunluğu iş pazarlayarak komisyonlar almakta ve içlerinden çok zenginler çıkmaktadır. Alnının akı ve emeği ile zengin olanlara taş çıkartırcasına 7,5 yılda 34 tanesi dolar milyarderi, yüzlercesi de milyon dolarlık ve daha yukarılarda zenginler türemiştir.
       3- Geleceğini AKP hükümeti ile eşdeğer gören yöneticiler: Belediyelerden hak etmedikleri, hatta bilgi ve becerileri elvermemesine rağmen çok sayıda insan Ankara’ya devletin en yüksek kademelerine atanmışlardır. Genel müdür, müsteşar gibi görevlerin yanında vali ve kaymakamların da bazıları parti yetkilisi gibi davranmakta hiçbir mahsur görmemektedirler. Bazı bakanlıklar cemaatlere ve tarikatlara tahsis edilmiştir.
       4- Kimliği olmayan haysiyetsiz seçkinler: Türkiye’nin ülkesi ve milletiyle birliğini koruması, millî mensubiyet şuurunun artırılması, millî devlet yapısının savunulması ve anayasamızın başlangıç ve ilk 3 maddesinde ifadesini bulan millî iradeye sahip çıkanlar gericilik veya çağ dışı olmakla suçlanmaktadır. Suçlananlar statükocu olarak gösterilmektedir.
      Bu seçkinler ilerici, çağdaş, para kazanmasını bilen, kafası çalışan tipler olarak görünürler. Hayatlarını da böyle görünebilmek üzerine düzenlerler. Küresel güçlerle bağlantılı lobiler tarafından desteklenen, reklamları yapılan bu iş birlikçiler genellikle dindar ve Osmanlıcı olarak algılanmaya gayret ederler.