HALK OYLAMASI (2)

       5- İmralı- Kandil Hattı ve Siyasî Uzantıları: Yıkım projesinin Habur’da tıkanmasından sonra yolun yeniden açılması için bu hat çok hareketli olmuştur. Son iki ay içinde; Diyarbakır’da demokratik toplum kongresi toplanmış ve barışçıl çözüm yani demokratik çözüm benimsendiği açıklanmıştır. BDP’nin MYK’sı da Diyarbakır’da toplanarak demokratik çözüm kararı almışlardır. Güney Doğu Anadolu Bölgesi’nden 647 sivil toplum kuruluşu da Diyarbakır’da toplanarak aynı tarzda görüş açıklamıştır. Sonra Tunceli’de Munzur Festivali kapsamında Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı cumhuriyetin ilk dönemindeki isyanları başlatan Seyit Rıza’nın heykelini açmış ve festival kapsamındaki toplantıda yaptığı konuşmada özerk Kürdistan’ın kurulmasının tek barışçıl çözüm yolu olduğunu açıklamıştır. Mülayim Türk insanının gönlünü kırmamak için de “Ay-yıldızlı bayrağın yanında sarı-kırmızı-yeşil bayrağımızın dalgalanmasında ne mahsur vardır?” demiştir. Bağlı bulunduğu Barış ve Demokrasi Partisi genel başkanı da iki gün sonra Ağrı’da yaptığı miting konuşmasında “ Özerklik görüşü partimizin resmi projesidir. Bundan hükümetin de haberi vardır.” demiştir. Bunlar olurken AKP hükümeti duyarsız kalmış hatta Başbakan MHP’yi suçlamaya devam etmiştir.        
         Bu arada Başbakan terörü bitirmek için NATO’yu göreve davet etmiş, BDP’den önceki parti DTP’nin eski genel başkanı da Birleşmiş Milletleri davet etmek gerekir demiştir.
        Sonunda gerçekler anlaşılmıştır. Cumhurbaşkanı Azerbaycan’a giderken uçakta yaptığı açıklamada “devlet terörü bitirmek için gerekirse her yolu dener” demiştir. Aynı gün Adalet Bakanlığı tekne kiralayarak İmralı’ya 2 avukat göndermiştir. İmralı’ya çalışan iki tekne onarımda olduğu için iki hafta ulaşım sağlanamamış. BDP genel başkanı da o sabah Bitlis’te yaptığı konuşmada “İyi haber bekliyoruz” demişti. Teknenin neden alelacele kiralandığı akşama doğru anlaşıldı. PKK sitesinde Kandil’deki terör elebaşısı “ Önderliğimiz ateşkes ilan etmiştir. Bu iyi değerlendirilmelidir. Fırsat kaçırılmamalıdır.” dedi. Bir gün sonra yapılan açıklamada “ Devlet yetkilileri ile önderliğimiz görüştü” denilmiştir. Bu açıklamaya hükümet tarafından bir itiraz gelmemiş AKP parti yetkilisi yalanlamıştır. AKP hükümetinin İmralı –Kandil ve onların siyasî uzantıları ile her konuda pazarlık ettiği anlaşılmıştır. Başbakan bu pazarlığı ifade edenlere çok ağır hakaretlerle saldırmakta ve kendilerinin bu pazarlıkta olmadıklarını söylemektedir. Zaten PKK liderleri de AKP ile görüştük demiyor ki, Devlet yetkilileri ile görüştük diyor. Peki devlet yetkilileri kendiliğinden mi yapıyor bu görüşmeleri? Hükümetin, siyasî iradesi ve bilgisi yok mudur?
         6- Washington – Bürüksel-Erbil Lobileri: Habur’da tıkanan yıkım projesini “güzel şeyler olacak, anaların gözyaşları dinecek” diyerek başlatan Cumhurbaşkanı geçen yıl TBMM açılış konuşmasında terör konusunda “ Biz bir şeyler yapamazsak, birileri yaptırır” demek suretiyle teslimiyetçi anlayışlarını ortaya koymuştur. Kerkük yerine Erbil’de konsolosluk açılması, Bakanlarımızın sıklaşan Erbil ziyaretleri ve peşmerge liderinin abi denilerek kırmızı halılarla karşılanması bizim kırmızı çizgilerimizi ortadan kaldırmıştır. Başbakanın ve AB müzakerelerinden sorumlu devlet bakanının zaman zaman yaptıkları açıklamalar küresel güçlere verilen sözlerin olduğunu göstermektedir.
           7-  Türkiye ve Türk Milleti üzerine hesap yapan yabancı strateji kuruluşları: Çarpıtılmış ve güzel ambalajlar içinde sunulan sinsi siyasî planlar, gelişmişlik, kalkınma, büyüme, zenginleşmek, çağdaşlaşmak, demokrasi, insan hakları, özgürlükler, yerel kültürleri yaşatma vs. kavramları kullanılarak Başbakanın sık sık tekrarladığı 36 etnik grup ve Cumhurbaşkanının ifade ettiği “farklılıklarımız zenginliğimizdir” görüşleri doğrultusunda bazı vakıf ve dernekler AB fonları ve Soros Vakıfları tarafından desteklenmektedir. Bunlardan biri olan TESEV tarafından hazırlanan anayasa ve yasalarda yapılması önerilen değişiklik teklifleri 19.07.2010 tarihli Bakanlar Kurulun’da görüşülmüştür. Anayasa ve yasalardan Türk adının tamamen temizlenmesi öngörülen 58 sayfalık bu raporun önsözünde Etyen Mahçupyan “ Hükümet bütün iyi niyetine rağmen anayasal zemin hazır olmadan başarılı olamaz” diyerek anayasa değişikliğinin önemine vurgu yapılmaktadır.
          8- Siparişle sonuç oluşturan kamuoyu araştırma şirketleri: Aldıkları para doğrultusunda istenilen sonuçlar oluşturularak kamuoyunun arzu edilen yönde etkilenmesi amacıyla açıklama yapan ünlü şirketler vardır.
         Milletimizin değer verdiği ve ümit bağladığı bazı kuruluşlar ve kavramlar bu yöntemle değer kaybetmiştir. Seçimlerden önce de bu şirketler sipariş edilen sonuçlarda seçmeni etkilediği gibi bugün de aynı yönlendirme çabaları vardır.
         Sonuç olarak görülmektedir ki 12 Eylül günü sandıklarda seçmenin oy vereceği Anayasa değişikliği Türk Milleti’nin acil ihtiyaçlarına cevap vermek amacı taşımamaktadır. 12 Eylül ihtilalini yapanlardan hesap sorma iddiası ise mesnetsiz ve gülünç olmaktadır. Zira geçici 15. madde kalksa bile zaman aşımı bir yana Anayasanın 38. Maddesi ve 2004 yılında AKP hükümeti tarafından çıkartılan Türk Ceza Kanunun 7. Maddesi böyle bir yargılanmaya ve hesap sormaya imkân vermemektedir. Esasen AKP’nin böyle bir niyeti de yoktur. 28 Şubat sürecinin sorumlularından ve 27 Nisan E muhtırasının sahibinden hiç söz edilmemektedir. Hatta birisi danışman yapılarak, ikincisi ise üstün hizmet madalyası verilerek ödüllendirilmiştir. 12 Eylül’ün kalıntısı olan YÖK ve RTÜK en çok eleştirdikleri kurumlar olmasına rağmen değişiklikte yer verilmemiştir. Çünkü bu kurumlar artık kontrollerine geçmiştir.
          Bu anayasa değişikliği paketi bireysel bazı haklar getiriyor gibi görünse bile asıl amacın doğrudan gizli ve sinsi PKK ve küresel güçlerle örtüşen bir AKP planı olduğu kesinlikle anlaşılmalıdır.
           Başörtüsü konusunun çözüme kavuşturulması için yapılacak yasal düzenlemelerin artık Anayasa Mahkemesinden dönmeyeceğini düşünen iyi niyetli vatandaşlarımız, kutsal vatan topraklarının bir kısmı üzerinde bağımsız bir başka devlet kurulmasına gidecek özerklik yasalarının da aynı mahkemede reddedilmemesinin amaçlandığını sezmeleri ve iyice düşünmeleri gerekmez mi?
           Başbakan’ın ifade ettiği gibi gerçekten Türkiye’nin manzarası değişebilir! Ya param parça olmuş bir ülke ya da kan gölüne dönmüş bir ülke. Yüce Türk Milleti bu oyunu bozmalıdır.  Sandıktan çıkacak “HAYIR” sonucu sadece ülkemizi ve milletimizi değil AKP yetkililerini ve yandaşlarını da büyük bir felaketin taşeronu olmaktan kurtaracaktır.