ŞİLİ VE AFETLER

        Geçen hafta içinde Şili’de yaşanan ve gıpta ile takip ettiğimiz bir kurtarma olayı bütün dünyanın dikkatlerini oraya çekmiştir.
        Yerin 622 m altında meydana gelen maden göçüğünde mahsur kalan 33 madenci 69 gün sonra sağ olarak kurtarıldılar. Kurtarma çalışmalarının 4 ay süreceği açıklanmasına rağmen çok kısa zamanda gerçekleşti.  Yeryüzüne çıkarma işlemi 48 saat sürecek açıklamasına rağmen de 22,5 saatte tamamlandı. Devlet başkanı madencilerin her birini bayram havasında şenliklerle karşıladı.
        Her şey o kadar düzenli gerçekleşti ki kıskanmamak mümkün değil. 24 mm. çaplı çelik halat ile iç çapı 56 cm olan çelik tüp bir makine operatörü marifetiyle madene indirildi. Önce insansız ve insanlı deneme yapıldı. Sonra bir madenci ve bir sağlık uzmanı madene inerek özel kıyafet ve özel gözlükle donatılan mahsur madencileri 15-20 dakika arası değişen yolculukla sırayla yeryüzüne çıkardılar. Yüksek nem ve ısı dolayısıyla meydana gelen yumuşak deri ve saçkıran gibi sorunlar ve psikolojik destek amacıyla hastanelere sevk edildiler.  Zaten maden ocağında mahsur kaldıkları anlaşıldıktan sonra acil olarak açılan bir delik vasıtasıyla irtibat kurularak madencilerin hayata bağlı kalmaları için maddî ve manevî bütün ihtiyaçları karşılanmıştı.
           Şili’de 2010 yılı başında 27 Şubatta 8,8 büyüklüğünde bir deprem de olmuştu. Hatırlanacağı gibi bu depremden sonra ilk bir gün içinde 5’ten büyük 90 deprem meydana gelmesine rağmen çok az sayıda can ve mal kayıpları olmuştu.
     Şili, Güney Amerika Kıtası’nda ekonomik açıdan bizden daha geri kalmış, yaklaşık 765.000 km² toprağa sahip 17 milyon civarında nüfusa sahip bir ülkedir. Büyük depremler ve maden göçükleri karşısında nasıl başarılı olabiliyor? 22.05.1960 günü meydana gelen 9,5 büyüklüğündeki depremden sonra aldıkları tedbirler iyi incelenmelidir.   Ülkemizde Edirne – Keşan’da bulunan maden ocağında üç çalışanın ölmesi, Zonguldak Karadon Ocağı’nda ikisi hâlâ toprak altından çıkarılamayan 30 çalışanın hayatını kaybetmesi, Bursa-Yenişehir Maden Ocağı’nda 17 çalışanın hayatını kaybetmesi ve sellerde hayatını kaybedenler ile son bir yıl içinde afetler sonucu ölenlerin sayısı 100’e yaklaşmıştır.  Bu olaylar sırasında takınılan tavırlar, söylenen sözler ve yapılanlar ülkemizi yönetenlerin anlayışlarını ortaya koymaktadır.
        Deprem gerçeğiyle yaşamamıza ve yakın zamanlarda ağır felaketlere maruz kalmamıza rağmen yenisi oluncaya kadar deprem unutulmuştur. Geçen hafta Marmara Denizi’nde meydana gelen 4,4 büyüklüğündeki deprem yeniden korkuya sebep olmuş ve deprem konuşulmaya başlanmıştır. Büyük depremden bu yana geçen 11 yılda ne yapıldı? Küçük ölçekli güçlendirmeler dışında hiçbir ciddi çalışma yoktur.
 Her yağmur başladığında başta İstanbul olmak üzere birçok bölgemizde korku da başlamaktadır; çünkü sel ve su baskınları can ve mal kayıplarına yol açmaktadır. Yeni yağmurlara ve felaketlere kadar hiçbir tedbir alınmadan beklenmektedir.    Son birkaç yıldır yağmurların yağması ve barajların dolu olması birkaç bidon suya muhtaç olduğumuz günleri de unutmamıza yeterli olmuştur. Melen çayını İstanbul’a getirmekle su sorununu çözdüğünü sananlara Boğaz geçişinin depreme dayanıklılığının sağlanıp sağlanmadığı sorulmalıdır.
  Türkiye, yeryüzündeki en güzel coğrafya parçalarından biri üzerinde adeta köprü konumunda ve çok güzel bir kuşakta yer almaktadır. Bununla birlikte jeolojik yapısı, topoğrafyası ve iklim özellikleri bakımından her zaman afet olabilecek doğal tehlikelerle de karşı karşıyadır. Maden ocaklarında meydana gelen kazalar ve bazı yangınlar da afet kapsamında değerlendirilmektedir.
         Son yirmi yılda meydana gelen doğal afetler sonucu 20 binden fazla kişi hayatını kaybetmiş, onbinlerce kişi yaralanmış, bir milyonu aşkın kişi evsiz kalmış ve milyarlarca lira ekonomik kayıp oluşmuştur.
          İnsan hayatı çalışmak üzerine kuruludur. Çalışmak inancımıza göre bir görevdir ve karşılığında mükâfat vardır. Çalışmadan ve yapılan işleri en iyi ve doğru şekilde yapmadan ilâhi kudrete havale etmek anlayışı doğru değildir. Tevekkül yani güvenme dinî bir tabirdir. Bunu iyi anlamak ve ona göre davranmak esastır. Her hususta Allaha güvenmek, dayanmak ve işleri ona havale etmek, çalışanın emeklerinin boşa çıkarılmayacağına inanmak ve sonuçlarına sabır göstermektir. Yani çalışmadan, tedbir almadan, görevlerini yerine getirmeden tevekkül olmaz.
          Başbakan Zonguldak’taki olaydan sonra “Bu işe girenler bilerek giriyorlar. Kaderleri böyledir.” demiştir. En üstteki yetkilinin sorumluluk anlayışı böyle olursa diğer yöneticilerin davranışları nasıl olabilir?
        Nitekim bu ülkenin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı da kömür ocağında başından sonuna kadar çelişkilerle dolu kurtarma çalışmalarından sonra “güzel öldüler” demiştir. Güzel olan nedir? İki madencinin hâlâ bulunamaması mı? Cenazelerini karıştırıp sonradan mezarların yeniden açılması mı? Yoksa zamanında tedbirlerin alınmaması mı? 
 Doğal afetler, yerküresinde meydana gelen zamanı, yeri, şiddeti ve oluş şekli bakımından bazıları önceden tahmin edilebilen; ama her birine karşı insan aklı, iradesi ve gücü ile tedbirler alınabilecek olaylardır.
       Öncelikle deprem olmak üzere sel, heyelan, su baskını, erozyon, kaya ve çığ düşmesi, hortum ve lodos gibi fırtınalar, don, kuraklık, yangınlar, aşırı sıcaklık ve soğukluk, zararlı böcek istilası gibi doğal afetler ile yeraltındaki göçükler ve patlamalar ilk akla gelenlerdir. O halde hazır olunması ve bilimin verdiği bütün imkânların en etkin şekilde kullanılması gerekmektedir.
           İster teknolojik ve biyolojik doğal olarak, isterse insan kaynaklı afetler sonucunda ortaya çıkabilecek istenmeyen ve arzu edilmeyen zararların önlenmesinin mümkün olacağını bilmek şarttır. Bunun için her türlü tehlikeye karşı hazırlıklı olmak, can kayıplarını önlemek, zararları en aza indirmek, müdahale etmek ve meydana gelebilecek hasarları iyileştirmek amacıyla ülke kaynaklarını doğru olarak organize etmek üzere, planlama, karar alma ve değerlendirme süreçlerini kapsayan bir afet yönetemi uygulamasına derhal geçilmelidir.  Afet öncesi, anında ve sonrası uygulanması zorunlu olan afete hazırlık, acil müdahale yöntemleri ve davranış şekilleri eğitim kurumları ve kitle iletişim araçları vasıtasıyla her yetkiliye ve her vatandaşımıza doğru algılanana kadar öğretilmelidir.
        Afet Bilgi Sistemleri bilimin bütün imkânları kullanılarak güncelleştirilmeli ve her an hazır durumunda bulundurulması sağlanmalıdır.  Alınacak tedbirlerde esas olan can kayıplarının olmaması, mal kayıplarının ise en aza indirilmesidir.
         Bütün tedbirler bilimin ışığında alındıktan sonra korkulu bekleyiş, yerini güvenli ve huzurlu yaşantıya bırakacaktır. Her tabiat olayının felakete dönüşmeyeceği, arzu edilmeyen maddî kayıpların da kolayca telafi edileceği beklentisi hâkim olacaktır. 
        Sonuç olarak şunu söylemek gerekir. Ülkemiz kötü yönetilmektedir. Yönetenler yetersiz kalmaktadır. Bunları düşünmeyen, beceremeyen ve gücü yetmeyenler ülke yönetiminden uzaklaştırılmalı ve inanarak başarmaya talip olanlara imkân sağlanmalıdır.