Mektup 10

TÜRK DÜŞÜNCE HAREKETİ


     Değerli Arkadaşımız,
     Siyasi ve ekonomik konularla ilgili görüşlerimizi sizlerle paylaşmaya devam ediyoruz.
     Unutmamak gerekir ki; tarihi görevlerini ihmal eden, yapmayan, yalanları ile toplumu aldatan sözde aydınlar, yazarlar ve siyasetçiler yabancıların uşakları olarak yaşamaya mahkum olurlar.
     İlelebet hür ve mutlu yaşamaya hakkı olan Türk Milletinin uyanık mensuplarının ortak akıl ve davranış birliğine yönelik çabaları her türlü tartışmanın üstündedir.Hiçbir Milliyetçi karamsar ve ümitsiz olamaz.Zor fakat şerefli bir mücadelede telaşa da yer yoktur.Sabırla akıllı ve sistemli çalışanlar eğer inanıyorlarsa mutlaka başarılı olurlar.
     Saygılarımızla.

                                                                                                                  TÜRK DÜŞÜNCE HAREKETİ

                                                                                                                                        Adına

                                                                                                                           Hayrettin NUHOĞLU



Haberleşme Adresi :

1- Süleymaniye, Şifahane Sok. Nu : 6 34430 Eminönü – İSTANBUL

2- Belgegeçer : (0212) 526 18 91

3- E- Posta     : hayrettinnuhoglu@superonline.comBu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Not : Bu vesile ile Ramazan Bayramınızı tebrik eder esenlikler dileriz.



    Değerli arkadaşımız,
    Yıllardır, çok kimsenin farkına vardığı gibi, Türkiye ne içeride ne de dışarıda geleceği okuyabiliyor. IMF boyunduruğuna girmemizin sebebi de budur, Kuzey Irak’ta gelen geçenden haraç toplayan, cep harçlığı karşılığında Büyük Güçlere hizmet sunan, onların cesaretini artıran Barzanî saltanatının ortaya çıkabilmesinin sebebi de budur. Bugünlere, Türkiye’nin geleceği okuyamayan sözde yöneticileri yüzünden bağıra bağıra geldik.
     Bütün bunlar, iktidarı bir şekilde ele geçirmeyi başaranların, iktidardan düşmemek adına, riskli kulvarlardan uzak durmak için, Büyük Güçlere yalakalık yapması yüzünden başımıza geldi. Sürecin hiçbir safhası kapalı kapılar ardında olmadı. Her şey, herkesin gözü önünde oldu. Bilgi ve basiret gerektiren politikaların yerine sözde kurnazlığa dayanan politikalara kamuoyunun büyük bölümü alkış bile tuttu. Kızdıkça, birbiri ardına iktidarları değiştirdik. Ama sözde kurnazlığa dayalı politik zihniyeti tahtından indirerek, yerine bilge ve basiret sahibi kimseleri oturtamadık. Doğruyu söyleyene kulak tıkadık, göz kırpana prim verdik ve bugünlere geldik.
     Uzun zamandan beri, Türkiye’yi tekin adamların yönetmemesinin sorumluluğu Türk milletinin üzerindedir. Bugünlerde, muhalefet bile tekin insanlar tarafından yönetilmiyor. Çünkü, muhalefet adına, “biz Türkiye’nin coğrafyasını Batı dünyasına daha iyi pazarlarız”, mealinde demeçler duyuyoruz.
     Parlamento dışı etkinlikler de umut vermiyor. Türkiye, bu alanda da kuşatılmış görünüyor. Batıdan tercüme felsefe kitaplarının içinden çıkardıkları kalıplara göre ülkemize gelecek biçen zümreler, bilinçli bir biçimde, söz konusu etkinliklerin merkezine yerleştirildi. Çeşit çeşit sıfatlarla vasıflandırılabilecek bu zümreler, her akşam bir televizyon kanalına çıkartılıyor ve milliyetçilik karşıtı demeçler veriyorlar. Küreselleşme, sınırların ortadan kalkması, dünyanın yeni şartları, azınlık hakları, insan hakları, AB entegrasyon süreci, sözde Ermenî soykırımını tanıma, Ayasofya’yı kilise yapma, yabancılara mülk satışı, misyoner vakıflarının serbestçe faaliyet sürdürmelerini kolaylaştırma, İstanbul’da Bizans harabelerini restore etme ve Bizans kimliğini öne çıkarma, eşkıya başının salıverilmesi, Alevî vatandaşlarımızı azınlık sayma, üst kimliği parçalama, bütün vatandaşlarımızı ayrı ayrı etnik kimliklerle tanımlayan söylemler, projeler gündemi işgal etti. Nedense, bu zümreler, halkın karşı karşıya olduğu zorlukları ağzına bile almıyor. Esas sorunlarımız, AB’ye girdikten sonra nasıl olsa kendiliğinden çözülecek geçici bir durum muamelesi görüyor.
     Bütün bu akıl almaz fikirleri birbiri ardına halkın kulağına üfleyen zümrelerin, gerçekte ne yapmakta olduklarını anlamak için sahip oldukları zihniyetin felsefî arka plânını iyi bilmek gerekir. Eğer bunu biliyorsak, onların ifâdelerinin satır aralarını okuyabilir, açıkça söylemekten çekindikleri eğilimlerini analiz edebilir, bize nasıl bir gelecek tasarlamaya yeltendiklerini bütün dehşeti ile kavrayabiliriz.
     Bu zümrelerin bir bölümü “liberal”.
     Bunlar, liberalizmin toplumsal evrimin son aşaması olduğunu, liberalizmin küresel egemenliğine destek olunduğu takdirde, sınırların ortadan kalkması ile birlikte savaşların da ortadan kalkacağını, böylelikle yeryüzüne kalıcı barışın geleceğini iddia ediyorlar. Bunların inanışına göre, liberalizm sayesinde hantal devlet ortadan kalkacak, ortadan kalkmasa bile varlığına pek ihtiyaç olmayacak, böylelikle kültürler arası çatışma tehlikesi giderilecek ve uzlaşmacı bir ortam doğacak.
     Bunların bir bölümü “Marksist”.
     Sovyetler Birliği yıkılınca, bunların bir davasının kalmadığı sık sık söylendi. İş iddiaya bindi ve bunların önemli bir bölümü kendilerine yeni bir “misyon” edindiler. Bunlara göre, Sovyetlerin dağılması Karl Marks’ın fikrini değil, sadece Lenin’in politikalarını çürütebilir. Çünkü Lenin, Marks’ın öngördüğü toplumsal evrimin doğal gelişmesini, zora dayalı politikalarla çabuklaştırmak isterken başarısızlığa uğradı. Oysa zor kullanmasaydı, devlet, toplumsal evrimin son aşamasında zaten ihtiyaç olmaktan çıkacak, buharlaşacak, böylelikle kalıcı barış yeryüzüne gelebilecekti. Bu değerlendirme, liberal zümrelerle Marksist zümreleri birbirine yaklaştırdı, her ikisi de Darvinist olduklarından, aynı çember etrafında farklı yönlerde hareket ederek sonunda buluşmuş oldular. Ne var ki bu zümre, herhalde geçmişte Lenin gibi birinin müritliğini yaptıkları için, yine dereyi görmeden paçaları sıvıyor. Devleti peşin peşin ortadan kaldırmayı ve Marks’ın öngördüğü sona çarçabuk ulaşmayı düşlüyor.
     Bu zümrelerin bir bölüm “anarşist”.
     Anarşistlerle Leninistler bir zamanlar amansız düşmandı. Düşmanlığın sebebi, anarşistlerin, her hâl ve şart altında, devlet fikrine temelden karşı olmalarıydı. Anarşistlerin, sosyalizmin çıkarlarını, emekçilerin hak ve hukukunun korunmasını amaçlamış geçici bir devlete bile tahammülü olmaması, Bolşeviklerin bir zamanlar anlayamadıkları bir şeydi. Oysa şimdi, kol kola aynı amaca hizmet ediyorlar. Bunu mümkün kılan, Aydınlanma Çağı’nın bir takım düşünürlerinin felsefe kitaplarından yola çıkıyor olmalarıdır. Her iki tarafta aynı noktadan yola çıkmış ve farklı yollar izleyerek yeniden buluşmuştur.
     Bu zümrelerin geleceği okuyamamasına felsefe kitapları yol açıyor. Hâttâ, bunların geleceği doğru okumak gibi bir sorunları da yok. Onlar, “iman” ettikleri felsefe kitaplarının cereyanına kapılmış bir vaziyette, sadece inançlarına hizmet ediyorlar.
     Bu zümrelerin bir bölümü “evrenselci”.
     Bunlar daha ziyade, yeryüzü “seçkinlerini” kendi çıkarları doğrultusunda örgütlemeyi hedeflemiş kulüplerin üyeleridir.
     Bu zümrelerin bir bölümü “Müslümanlık maskesi takmış etnik milliyetçi”.
     Bir bölümü de bildiğimiz “hortumcu”.
     Televizyonlardaki tartışmalara, mâlum basındaki köşe yazılarına dikkatle bakın. Geçmişte birbirlerinin yoluna çıkmayan bütün bu zümreler, şimdi aynı amaç doğrultusunda birlikte hareket ediyorlar. Ortak hedefleri Türk Devleti. Hepsi de devletin değişik kademelerinde önemli köşeleri kapmış görünüyorlar.
     SİZCE BUNLARI KİMLER, NERELERDE ve NASIL ÖRGÜTLÜYOR OLABİLİR ?