Mektup 13

TÜRK DÜŞÜNCE HAREKETİ


          Değerli Arkadaşımız,
          Son yazımız olan “Kendini TÜRK hisseden ve bundan gurur duyan T.C. vatandaşlarının bilmesi ve uyması gereken mutabakat” belgesi hakkında çeşitli iletişim vasıtalarıyla veya bizzat tebriklerini belirten herkese en içten duygularla teşekkür ederiz. Hiç şüphesiz bu belge yüzlerce mensubumuzun katkılarıyla son şeklini almıştı. Katkıda bulunanlara da teşekkürü borç biliriz.
          Gençlerle ilgili çalışmanın hazırlıkları ve gelen yazıların derlenmesi Merkez Heyetimizden Yümni SEZEN, Zeki ARSLANTÜRK ve Emin IŞIK tarafından yapılmaktadır. Bunu önümüzdeki dönemin en önemli çalışması olarak görmekteyiz.
          Ekte sunduğumuz yazı güvenlik ve egemenlikle ilgili görüşlerimizi yansıtmaktadır. Sizlerle paylaşmak istedik.
          Bu vesileyle Kurban Bayramınızı ve yeni yılınızı kutlar, esenlikler dileriz. 


                                                                                                                TÜRK DÜŞÜNCE HAREKETİ

                                                                                                                                   Adına

                                                                                                                         Hayrettin NUHOĞLU



Haberleşme Adresi :

1- Süleymaniye, Şifahane Sok. Nu : 6 34430 Eminönü – İSTANBUL

2- Belgegeçer : (0212) 526 18 91

3- E- Posta     : hayrettinnuhoglu@superonline.comBu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir


TÜRK DÜŞÜNCE HAREKETİ Merkez Heyeti:


Abdullah ÇİFTÇİ,Abdullah KEDEROĞLU, Doç.Dr.Dilaver CEBECİ,Doç.Dr.Emin IŞIK,Hasan ALBAY,Hasan KÜLÜNK, Hayrettin NUHOĞLU,İbrahim OKUR,Kemal ATA,Mehmet GÖZAY,Özdemir ÖZSOY,Remzi YILMAZ,Sedat ÖZALTIN,Yaşar SARI, Prof.Dr. Yümni SEZEN ve Prof.Dr. Zeki ARSLANTÜRK



           Değerli Arkadaşımız,

           Berlin Duvarı’nın yıkılışı ve 11 Eylül İkiz Kuleler’in çöküşü son çeyrek asrın dünyayı etkileyen en önemli olaylarıdır. Sebep ve sonuçları, siyasi ve ekonomik açıdan, bütün dünyayı ilgilendirmektedir.
          Bugün dünyada, büyük güçler arasında topyekün savaş ihtimali gözükmemekle birlikte bölgesel ve özellikle etnik kökenli savaşlar devam etmektedir. Bunun yanında terör örgütleri önem kazanmış ve terörist saldırılar korkutucu bir hal almıştır. Terörizmin kaynakları ise açığa çıkarılamamaktadır. Böyle bir tehdit karşısında da güvenlik küreselleştirilmek istenmektedir. Ekonomi ile ilgili dünyadaki sermaye çevreleri küreselleşmeyi kendi menfaatleri doğrultusunda yönlendirebilmek için ürettikleri teorileri kabul ettirmeye çalışmaktadırlar. Bu yüzden de küreselleşme ile milli egemenlikler arasında bir mücadele başlamıştır. Günümüzde ekonomik gelişmişlik ile güvenlik ve egemenlik birbiriyle çok yakından ilgili hale gelmiştir.
           Ülkemizin sahip olması gereken güvenlik anlayışının temel dayanakları;
     • Milli birlik ve bütünlüğümüzün, istiklalimizin ve milli menfaatlerimizin korunması,
     • Komşu ve yakın çevremizdeki dengelerin korunması,
     • Akdeniz’deki güvenliğimizin temel noktalarından biri olmakla birlikte asıl olarak,
Türk Milleti’nin direncinin ölçülmesi bakımından kırılma noktası kabul edilen Kıbrıs’taki hak ve menfaatlerimizin korunması,
     • Uluslar arası yeni tehditlerin doğru algılanması ve terörün; ülkemizdeki faaliyetlerinin ve ülke dışındaki menfaatlerimize zarar vermelerinin önlenmesi,
     • Milli kaynakların en iyi şekilde değerlendirilerek ekonomik gücün artırılması, şeklinde özetlenebilir.
           21. yüzyıla girerken Türk dış politikasının temel eksenlerinden ikisi Türk-ABD ve Türk-AB ilişkileridir.
          Bunlardan ilki her iki ülkenin milli menfaatlerini koruyan bir denge içerisinde olmasını gerektirmektedir. Bu ilişkiler tutarlı, hassasiyetleri dikkate alacak şekilde ve egemenlik hukukuna saygılı bir çerçevede olması zorunludur. Fakat gerçek böyle midir?
           İkincisine gelince Devlet’imizin arzu ettiği “Gönlümüz rahat olarak AB tam üyeliği” fikri gerçekleşse bile, verilen tavizlerden sonra, bunun sevindirici ve gurur verici bir tarafı kalmayacağını düşünmek gerekmez mi?
           Zoraki birlikteliklerin veya paktların sürekli olamayacağı ve hiçbir zaman da alternatifsiz olmadığı bilinmelidir. Başta Türk Cumhuriyetler’i olmak üzere Doğu Akdeniz, Karadeniz ve Hazar Havzası ülkeleri ile Kafkaslar, Balkanlar, Ortadoğu ve bütün Müslüman ülkelerin ufuklarını açacak ve onları yanımıza alacak potansiyel mevcuttur.
           Anayasa, bütçe, ordu, genişleme gibi birçok sorunu yaşamakta olan bir birliğin geleceği hakkında isabetli tespitler ve tahminler yapılmalıdır.
           Küçük ve günlük hesaplar, basit siyasi amaçlar ileride telafisi güç yaralar açabilir. AB üyeliğini vazgeçilmez görenler ve ne istenirse yapmakta hiçbir beis görmeyenler, ahmak değilseler takiyye yapmaktadırlar. Medeni şartlarda ve refah içinde yaşamanın tek yolu gibi göstererek, gerçek emellerine ulaşabilmeyi planlamakta olanları, genel olarak üç grupta toplamak mümkündür.
     1. “Türkiye’de artık ihtilal olmaz. Din özgürlüğü sonuna kadar sağlanır” diyenler,
     2. “Türkiye’ye artık şeriat gelmez” diyenler
    3. “Türk Milliyetçiliği artık gelişemez, milli duygular körelecek ve milli direnç
kırılacak”  diyenler.
           Farklı sebeplerle olsa da ; şartlara bakmadan AB üyeliğini isteyenler veya destekleyenler kimlerdir?
     • İktidar partisi, Ana muhalefet partisi ve diğer bir çok siyasi parti,
     • Milli güvenlik kurulunda temsil edilen kuruluşların bazı yetkilileri,
     • Hükümet,
     • Tüsiad, Musiad ve büyük sermaye sahipleri,
     • Para kaynakları bilinmeyen bazı sivil toplum kuruluşları,
     • Büyük medya kuruluşları,
     • Anayasa Mahkemesi, Danıştay v.s. gibi milli kuruluşların bazı yetkilileri,
     • Bazı Müslüman cemaatler ve hoca efendiler,
     • Fener Rum Patrikhanesi,
     • Ermeni Patriği ve Süryani Patriği,
     • Musevi cemaati,
     • PKK ve Abdullah Öcalan,
     • Hadep, Dehap, Demokratik Toplum Partisi,
     • Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi,
     • Bazı AB üyesi ülke liderleri,
     • ABD yönetimi,
          AB sürecinde şu ana kadar verilen tavizler ve verilecek olanlar geleceğimizi nasıl etkileyecek? Endişe taşıyanlar haksız mıdırlar?
     • Azınlık vakıflarına verilen haklar,
     • Yabancılara toprak satışları,
     • Okul kitaplarından milli ifadelerin çıkarılması,
     • Zinanın suç olmaktan çıkarılması,
     • Eşcinsellere birçok haklar tanınması,
     • Batıl dinlerin de geçerli olduğunun kabul edilmesi,
           Bunlar Devlet’imizin ve Millet’imizin arzu ve ihtiyaçlarından mı doğmuştur? 01.01.1996 tarihi itibariyle başlayan gümrük birliği bugüne kadar ne getirdi ne götürdü? Hesaplayabildik mi?
     • Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden neredeyse vazgeçilmek üzere,
     • İşgal gücü gibi kabul edilen Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kıbrıs’tan çıkarılması istenmeyecek mi?
     • Ermenistan sınırının açılmaması için direnebilecek miyiz?
     • Ermeni soykırımının reddedilmesi adeta ayıplanır oldu,
     • Patrik ekümenik gibi davranıyor ve öyle de algılanıyor,
     • Ruhban okulunun açılması için engel kaldı mı?
     • Ayasofya kilise olarak açılsın mı?
     • Lozan tartışılmaya başlanmadı mı?
     • Anayasamızda neredeyse hiç TÜRK kelimesi kalmasın demeye başladılar.
     • Dini azınlıklara verilen haklar yeterli olmadı mı? Bu arada Türk ve Müslüman olan Aleviler azınlık olarak sayılıyor. Bazı Avrupa Birliği üyesi ülkelerde Alevi enstitüleri kurularak zoraki yeni bir din geliştirilmeye çalışılmaktadır. Farkında mıyız?
     •“Fırat-Dicle sularının kullanımı uluslar arası olmalıdır” diyenlere tepkimiz oldu mu?
     • Kürtçülere her türlü destek devam etmiyor mu?
     • Verilen tavizler yetmiyormuş gibi Kürtçü partilerin doğrudan TBMM’nde temsil edilmesi için formül aranmaktadır.
     • Hırant Dink ve Orhan Pamuk gibileri yargılamak bir yana, söylediklerini aynen kabul etmemiz istenmiyor mu?
    AB organlarının Türkiye’ye davranışı normal karşılanabilir mi?
     • Diğer ülkelerin adaylıkları açıklandığında müzarekeler de başlamıştı.
     • Adaylıkları açıklanan ülkeler için Şengen vizesi geçerli olmuştu.
     • Diğer ülkelere kalıcı kısıtlamalar getirilmedi.
     • Hiçbir ülkeye yeni şartlar getirilmedi.
     • İspanya – Portekiz ve Yunanistan gibi ülkeler AB fonları ile kalkındı.
          Türkiye’ye bu tavır niye ?
          Endülüs medeniyeti 800 yıl sürmüştü. Sonra neler oldu ve geriye ne kaldı? Bosna’da neler oldu? 650 yıldır Avrupa’dayız. O günkü topraklarımızdan çıkmış bugün birçoğu AB üyesi 22 Avrupa devleti vardır. Buralardan çekileli henüz bir asır olmadı ama izlerimiz neredeyse silindi.
          Kısaca şunu belirtmek gerekir. Uluslar arası egemenlik haklarımızın bir kısmını veya belirli bir alanını hem de kendi arzu ve irademizle AB gibi uluslar arası bir kuruluşa devretme düşüncesi tam bağımsızlığımızı zedelemek bir yana, milli birlik ve bütünlüğümüzü param parça eder ve çok geçmeden istiklalimizden de oluruz.
        Türk Milleti bütün bu olanları sabırla takip etmektedir. Vakti geldiğinde gereğinin yapılacağından hiç kimsenin şüphesi olmamalıdır.