Mektup 18

TÜRK DÜŞÜNCE HAREKETİ

          Değerli Arkadaşımız,
           Bugünkü yazımız anayasa üzerine olacaktır. Aylarca konuşulmakta olan anayasa değişiklikleri veya yeni taslak, gündemi bu kadar çok meşgul etmemelidir. “ Toplum Sözleşmesi Belgesi” olması gereken anayasa elbette Cumhuriyetimizin temel nitelikleri, millî ve manevî değerlerimiz ile uyumlu olmalıdır.
           Hukukun üstünlüğünün, insan şeref ve haysiyetinin, fikir, teşebbüs, din ve vicdan özgürlüğünün teminatı olarak görülen demokrasi, sadece bir siyasî rejim değil, aynı zamanda bir hayat tarzı olarak sosyal ve siyasî ilişkilerde, bütün kurum ve kuralları ile işletilmesi gerekmektedir.
           Anayasalar, yıllık hatta son zamanlarda olduğu gibi aylık değiştirilen belgeler değildirler. Birilerinin beğenmediği veya uluslar arası bazı güçler istediği için anayasalar veya yasalar değiştirilmeye kalkılmamalıdır. Ülkemizdeki esas sorun yasalarda değil, yasaların uygulanamamasında aranmalıdır.
           Buna rağmen eğer yeni bir anayasa hazırlanacaksa biz Türk milliyetçilerinin de elbette görüşleri vardır. Amacımız anayasa teklifi sunmak değildir. Düşüncelerimiz Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın hangi temellere oturtulması gerektiğini ortaya koymaktan ibarettir. 
           Bu vesileyle Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutlar, selam ve saygılarımızı sunarız.
 
 
 
                                                                                                                               Türk Düşünce Hareketi
                                                                                                                                              Adına
                                                                                                                                    Hayrettin NUHOĞLU
 
Haberleşme Adresi:
1- Süleymaniye, Şifahane Sok. No: 6, 34430 Eminönü – İSTANBUL
2- Belgegeçer :  (0212) 526 18 91
3- E- Posta: hayrettinnuhoglu@superonline.com

Türk Düşünce Hareketi Merkez Heyeti:
--------------------------------------------------------------------------------
 Abdullah ÇİFTÇİ, Abdullah KEDEROĞLU, Doç.Dr. Dilaver CEBECİ, Doç.Dr. Emin IŞIK, Hasan ALBAY, Hasan KÜLÜNK, Hayrettin NUHOĞLU, İbrahim OKUR, Kemal ATA, Mehmet GÖZAY, Özdemir ÖZSOY, Remzi YILMAZ, Sedat ÖZALTIN, Yaşar SARI, Prof.Dr. Yümni SEZEN ve Prof.Dr. Zeki ARSLANTÜRK


          Değerli arkadaşımız,
          Türk Milleti binlerce yıllık geçmişi ile tarihin en eski milletlerinden biridir. Bu tarih zaferlerle dolu ve çilelerle örülü bir sürece sahiptir. Zaman zaman sıkıntılı dönemler geçiren Türk Milleti her seferinde bunların üstesinden gelmesini de bilmiştir.
          Üç kıtaya hükmettiğimiz dönemlerde kutsal olduğuna inandığımız değerlerimiz vardı. Devletimiz bu kutsal değerler üzerinde bina edilmişti. Bu değerler halk ile yöneticiler arasında dayanışmayı sağlıyordu. Türk insanına bu durum moral gücü veriyordu. Bu morale “Türk cihan hâkimiyeti mefkûresi” adı verilir.
          Son iki yüz sene Türk Milleti için sıkıntılı dönemler olmuştur. Özellikle Tanzimat’la başlayan dönem Batı karşısında teslimiyetçi bir zihniyetin oluşmasına sebep olmuştur. Dünkü düşmanın sanki bir anda can dostu ve can simidi olduğuna kendimizi inandırmaya çalıştık. Onlardan hep akıl ve yardım bekler olduk.
           Oysa hiçbir millet başka milletlerin himayesinde kurulmuş veya kurtarılmış değildir. Himayeler mandaya, mandacılık da ya sömürüye veya yok olmaya götürür.
            Türkiye Cumhuriyeti Devleti en zor şartlarda Türk Milleti’nin kanı ve canı pahasına kurduğu bir devlettir. Bu devlet Mustafa Kemal Atatürk ve Türk Milleti’nin yüreklerinin aynı duygularla çarpması ve aynı direnmeyi göstermesinin bir tezahürüdür. Onun için bu devlet milli devlettir.
           Bir devlet millî irade ve millî kültür üzerine kurulu ise millî devlettir. Millî devlet kendisini kuran milletin tarihine, coğrafyasına, kültürüne ve kaderine sadakat gösteren devlettir. Bu onun için var olma şartıdır. O bir kubbedir, onun kubbesi altında temsil ettiği milleti hayat bulur.
           Millî kültür ve değerlerin yol göstericiliğine kulaklarını tıkayan, gözlerini kapayan yöneticiler milletten koparlar ve millete yabancılaşırlar. Mesele bununla da kalmaz bizzat devletin kurumları arasında zıtlaşma ve çatışmalar baş gösterir. Devlet otoritesi zaafa uğrar. Devlet kurumlarına ve gruplarına söz geçiremez olur. Devleti içten kemiren açık veya gizli örgütler doğar. Halk bu örgütlerin insafına kalır.
           Millet devletle temsil edilir. Devlet ise yasalarla otoriteyi sağlar. Anayasa veya yasalar milleti meydana getiren fertler arasında uyulmasına ortaklaşa karar verdikleri kurallardır. Bu kurallara işlerlik kazandırmak da devletin görevidir. Ancak üyelerin uyma davranışı gösterebilmesi için yasa kuralları açık ve net olmalıdır. Herkes bu kurallardan aynı şeyi anlamalı ve aynı uyma davranışını göstermelidir.
           İlkeler, kurallar, yasalar, tarihin ilk safhalarından beri toplumların vazgeçilmez özellikleri olmuştur. Medeni toplumlar yazılı hukukla ifade edilirler. Anayasa dediğimiz ana kanunlara da muhtaçtırlar. Ancak şunu belirtmeliyiz ki toplumun değerlerine, inanç sistemine, tarihine, kimlik bilincine mal edilmemiş, bunlar tarafından benimsenmemiş bir formül, bir kural, anayasa veya yasalarda bulunsa bile, bir şey ifade etmezler. Uygulansa dahi sunidir ve geçicidir. Hele millet bilinciyle ve millî değerlerle çatışan, çelişen maddelerin anayasa veya yasalarda bulunuşu anlamsızdır; hatta zararlıdır.
           Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda titizlikle bulunması gereken hususları şöyle özetleyebiliriz:

·    Mevcut Anayasanın ilk dört maddesi başlangıç kısmıyla birlikte değiştirilmeden aynen muhafaza edilmelidir.
·     Anayasa “Egemenlik kayıtsız şartsız Türk Milleti’nindir” şeklinde düzenlenerek devletin Türk Milleti’nin devleti olduğu net olarak ifade edilmelidir.
·     Parlamenter sistemin aksayan yanları düzeltilerek muhafaza edilmelidir.
·     Cumhurbaşkanından başlayarak devletin üst kademe görevlilerinin görev, yetki ve sorumlulukları açık şekilde belirtilmelidir. Kamu görevlilerinin görev yetki ve sorumlulukları, kanun ve yönetmeliklere bırakılmalıdır.
·      Eğitim, ilmî ve millî esaslara göre düzenlenmelidir. Yabancı dil küçük yaşlarda başlayan eğitime tahsis edilmemeli, belirli alan ve ihtiyaçlara göre bu dillerin öğrenilmesine imkân verecek şekilde düzenleme yapılmalıdır. Halkın tamamına veya hiç ihtiyaç duymayacak kişilere yabancı dil öğretmek, millî kültürün, millî kimliğin zarar görmesine, evrensel dil yutturmacalarıyla emperyalizmlerin tuzağına düşülmesine yol açar. Eşya, imal edilmiş mallar, iş yerleri ve benzeri yerlerin yabancı dille ifade edilmesi anayasada önlenmelidir.
·     Türk millî kültürü, Türk millî kimliği açıkça ifade edilmeli eğlencenin, sanatın, basın yayının, millî ve ahlakî çizgide olması gerektiği belirtilmelidir.
·     Ferdi hak ve özgürlükler, toplumun hak ve özgürlüğü ile dengeli şekilde ifade edilmeli, bu durum açık şekilde belirtilmelidir. İdeolojik hayaller ve sapık bazı felsefeler uğruna, hak ve özgürlüğün geleceğimizi tehlikeye sokacak yollarda kullanılmasına imkân verilmemelidir.
·    İdam cezası tekrar konmalıdır.
·    Kurum-toplum dengesi de anayasada korunmalı, düzenlenmelidir. Kurumların “oligarşik” güç haline gelmesi önlenmelidir.
·    Fert toplum dengesi, iktisadî alanda da korunmalıdır. Kuralları olan “Serbest Piyasa Ekonomisi” temel teşkil edecek şekilde sosyal devlet ilkesi esas alınmalıdır. Yabancılara arazi, arsa, iktisadî ve ticarî kuruluşların ve yeraltı kaynaklarının satışı önlenmeli, kullanım hakları millî menfaatlere göre düzenlenmelidir. Mütekabiliyet esası gerçekçi olmalı, istismar edilmemelidir. Vergilerin temel ilkeleri anayasada belirtilmeli, vergiye önem verici vurgular yapılmalıdır.
·    Dinî inanç, ibadet ve eğitim özgürlüğü, anayasada teminat altına alınmalıdır. Tarihi ve kültürel bilgi şeklinde din bilgisi, genel ve mecburi olmalı, uygulamaya yönelik eğitim ve derinleşme isteğe bağlı olmalıdır.

           Türk devleti, din eğitimi ve öğretiminde ana ekseni muhafaza etmelidir. Türkiye’de “hangi din”, “hangi inanç” sorusu,  hiçbir zaman akla gelmemesi gereken bir konudur. İhmalle veya kendi haline bırakmakla inanç alanı kaybolmaz; küresel güçlerin istekleri doğrultusunda hareket eden cemaatler, gruplar, farklı örgütler halinde karşımıza çıkarlar. Bu konuda Mustafa Kemal Atatürk örnek alınarak söz ve fikirleri, yaptıkları, yapmak istediklerine uygun olarak hareket edilmelidir.
           Laikliğin açık tanımı yapılmalı ve toplumun dinsizleştirme aracı olarak kullanılması önlenmelidir. Dini inanç ve değerlerin, idarî, siyasî hukukî alana müdahalesi veya bunların dini inanç ve değerlere müdahalesi önlenmelidir. Din istismarı, yani inanç ve dinî değerlerin nüfuz sağlamasına hizmet ettirilmesi önlenmelidir.

·   Ailenin maddî ve manevî korunması ve desteklenmesi anayasal teminat altına alınmalıdır. Kadınlar ve çocuklar devletçe korunmalıdır.
·   Dış Türklerle ilişki, yakınlaşma ve bütünleşmeler başta üniversiteler olmak üzere kurum ve kuruluşlara görev olarak verilmelidir.
·   Hukuki usullerin tespiti, mahkeme çeşitleri ve muhakeme şekilleri, bunların bağımsızlığı, yetkileri, anayasada yer almalıdır. Ayrıntılar anayasada değil yasalarda ifadesini bulmalıdır.

           Küresel güçlerin kirli emellerine dur demek, Türk Milleti’nin ilelebet hür ve mutlu yaşamasını sağlamak, Dünya Türkleri’nin de bulundukları coğrafyada hür ve mutlu olarak yaşayabilmelerine destek olmak ve sömürülen diğer toplumlara yardım etmek kısaca Dünya’nın dengesinin korunması için her alanda çok güçlü olmak gerekir. Bunun da ilk şartı millî birlik ve bütünlüğü sağlamak ve korumaktır. Gelecek endişesini ortadan kaldırmak, huzur ve güven ortamını oluşturmaktır. Anayasanın görevi bu olmalıdır.