Mektup 2

TÜRK DÜŞÜNCE HAREKETİ

      Sayın
     Daha önce gönderdiğimiz mektuba gösterdiğiniz yakın ilgiden dolayı teşekkür ederiz.Ülke genelinde dokuz yüzden fazla arkadaşımıza ulaştırmaya çalıştığımız bu mektuptan sonra ekteki ikinci mektubu sunuyoruz.
     Bu arada Türk dilinin korunmasında gerekli duyarlığı göstermiş olan Afyon Belediye Başkanı Hayrettin Barut’ u(Türkçe olmayan işyeri isimlerine ruhsat vermeme kararından dolayı) tebrik etmiş olduğumuzu bu konuda sizlerin de gerekli desteği göstereceğinizi umduğumuzu belirtmek isteriz.
     Sevgi ve saygılarımızla...
                                                                                                                              Türk Düşünce Hareketi
                                                                                                                                               Adına

Haberleşme Adresi:
1 - Süleymaniye, Şifahane Sok.Nu:6 34430 Eminönü-İSTANBUL
2 - Belgegeçer : 0(212) 526 18 91
3 - E-Posta      : hayrettinnuhoglu@superonline.comBu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir   

     Değerli Arkadaşımız !....
     Göndermiş bulunduğumuz birinci mektupta portresini çıkarmaya çalıştığımız gibi, ülkemiz, birbirini izleyen hataların sonucunda, yetmişli yılların başlangıcında tahmin edilemeyen “yeni gerçekler”le yüz yüze geldi. Söz konusu yeni gerçekler, birkaç on yılda geleneksel biçim alan çeşitli siyasi kampların rollerini ve söylemlerini büyük ölçüde boşa çıkardı. Heyetimiz tarafından yapılan durum değerlendirmesine göre, ülkemiz, yeni bir “iki kutuplu” döneme giriyor ve kutupların hiçbiri daha öncekilere benzemiyor.
     Söz konusu kutuplardan biri, eskiden olduğu gibi, Batı’dan gelen rüzgarların taşıdığı düşünce tohumlarından ilham alıyor. Bu kutbun ülkemizin özgün şartlarından doğan bir yanı yine yok. İddiaları, bütünüyle, yabancı ülkelerde yayınlanan kitapların sayfalarından fışkırıyor. Kendini bu guruba ait hissedenler, geçmişte de, Batı’dan gelen fikirlerin doğruluğundan şüphe etmezler, bizim tarihimizi başka ülkelerde ortaya çıkan ideolojilerin dar kalıplarına göre değerlendirirlerdi. Bunlar, kendi kültürlerine rengini veren, onu zenginleştiren tarihe mal olmuş eserlerin hiçbirini okumaz, Eski Yunan’dan, Fransız İhtilali’nden, Bolşevik İhtilali’nden örnekler getirirler, bu örnekleri, bizden yakın ilgi bekleyen kendi gerçeklerimizin üstünü örtmekte kullanırlar, halkı hiçe sayar, ona tepeden bakarlardı. Aslında, hiç de yabancısı olmadığımız bu zihniyet, şimdi de, kuru iktisat bilgilerine yaslanarak küreselleşmeyi açıklamaya çalışıyor; ülkemizin geleceğini ve hukuki üst yapısını “uyum yasalarına”, ülkemizin zenginleşme ideolojisini de Avrupa Birliği’ne girme ön şartına bağlıyor, çok kültürcülükten, post modernlikten, Avrupa vatandaşı olmak istemekten, uluslararası camiaya “entegre” olmanın kaçınılmaz olduğundan söz ediyor.
     İkinci gurup, tarihin ortaya çıkardığı işlek yoldan, zorunlu hallerde dahi birkaç adımdan fazla uzaklaşmaya niyetli olmayanların meydana getirdiği guruptur. Ne mutlu ki, hangi “mekan”da bulunurlarsa bulunsunlar, eski arkadaşlarımızın hemen hepsi bu gurupta bulunuyor. Ne var ki bu gurup, yeterince teçhizatlı değil, gündemi ele geçirme gibi bir hedefi yok, birinci gurubun hamlelerine tepki göstermekle sınırlı bir rolü yeterli görür gibi bir hali var.
     Halbuki, karşı gurup, dış destekli ve tam teçhizatlı. Bu gurubun sözcüleri, bildik kişiler. Kendilerine göre ideolojik arka planları bile var. Bunlar, Bolşevizm’in, Karl Marks’ın evrimci tarih şemasını zora dayalı olarak değiştirmek yüzünden başarısız olduğunu, bu hatanın Marks’ı haksız çıkarmak için kullanılmasının doğru olmadığını söylüyorlar ve Marks’ın Batı’ya entegre olup birlikte evrimleşme ideolojisini güdüyorlar. Bunların yeni ortağı ise büyük sermaye çevreleri. Onlar da müstakbel kazançlarını düşünerek eski düşmanları ile aynı kampta yer alıyor, onlara raporlar hazırlatıyor, araştırmalar yaptırıyor ve bütün imkanları ile onları destekliyorlar. 
     Değerli arkadaşımız !....
     Ülkemiz, herkesin önünde cereyan eden bir takım gelişmeler neticesinde, küçük aksaklıklarda bile olağanüstü boyutlarda etkilenebilen hassas bir döneme girmiştir. Ne var ki, ikinci guruba destek veren insanlar arasında siyasi otoritelere karşı güvensizlik ortaya çıkmıştır. Bunun yanında, gelişmelere kayıtsız kalma, umursamazlık, gündelik hayatın hay huyu içinde kaybolma, suçu başkalarına yıkarak kendi sorumluluklarını görmezden gelme gibi tehlikeli eğilimler belirmiştir.
     Politika, halkın oyunu “bir yolunu bularak” almak ya da parlamentoya girerek önemli adam olmanın “bir yolunu bulmak” değildir; bilakis, son derece önemlidir ve toplumsal hayat için vazgeçilmezdir. Gözlemlenen politikacı tipinden hareketle politikanın küçümsenmesi doğrudan doğruya toplumun geleceğine zarar vermektedir. Ülkemizin kaderi, politikayı doğru bir kanala oturtmakla doğrudan ilişkilidir. Bunun için de politikaya malzeme temin eden, zihin açıcı çalışmaların yapıldığı mutfaklara ihtiyaç vardır. İşte, TÜRK DÜŞÜNCE HAREKETİ’nin kendisine yakıştırdığı rol buralarda bir yerlerdedir. Yerimizi tamı tamına tayin edebilmek için Anadolu’dan bize yönelen sesleri dinlemeye devam ediyoruz.
     Bizim, ülkemiz için yaptığımız değerlendirmeler, aslında, dünyanın bütün ülkeleri için geçerlidir. Dünyanın, kültürel, sosyal ve siyasal şartları büyük ölçüde değişmiştir. Büyük Güçler’in ekonomileri söz konusu değişikliklere olumlu tepkiler verecek mekanizmalardan mahrumdur. Büyük Güçler, “barış ve refah” kavramlarının ortaya saldığı tozpembe bulutların içine saklanarak değişime ayak sürüyor. Kendilerinde değişiklik yapmalarını gerektiren bütün dünya gerçeklerini göz ardı etmeyi ısrarla sürdürüyorlar. Güçlerini, değişmek için değil, değişikliği dayatan dünya şartlarını değiştirmek için harcıyorlar. Halbuki, temel konularda çözüm arayışları dünyanın her yanını sarmış, gelişmeler karşı konulmaz boyutlara varmıştır. Son yıllarda cereyan eden olaylar, Yeni Dünya Düzeni olgusunun tartışma götürmeyecek tek özelliğinin, “ilk bakışta küçük ve önemsiz gibi görünen olaylardan umulmadık derecede büyük sonuçlar çıkması eğilimi” taşıması, olduğunu açığa çıkarmıştır. Söz konusu olguyu, küresel dengesizliğin, durumunu her fırsatta açığa vurmasından başka bir şeye yormak mümkün değildir. Özellikle dünya ekonomisi söz konusu olduğunda, durum, çözümü uzman geçinenlere bırakamayacağımız kadar vahimdir. Bunalımlar bunalımları kovalıyor. Bir krizden çıkıp bir diğerine giriyoruz. İki kriz arasında geçen süreler kısalıyor ve doğurduğu sonuçların şiddeti giderek artıyor.
     Bu bakımdan, ülkemize iyi bir gelecek hazırlamak için dünyanın durumunu anlamanın önemi daha da artmıştır. Bu husus, nerede “uyum” sağlamamız gerektiğine, nerede ise “direnmemiz” gerektiğine karar vermek bakımından önemlidir. Öyle görünüyor ki, dünya, Büyük Güçler’in haddini öğrenerek geri çekileceği, başka güçlere yer açmak zorunda kalacağı yeni oluşumlara gebedir. Bundan sonra, dünyanın yeni şartlarına akıllıca ve süratle yaklaşabilen ülkeler, ortaya çıkan boşluğu doldurmaya aday olacaktır. Ne yazık ki, ülkemiz, dünyanın yeni gerçekleri ile yüz yüze geldiğimiz şu günlere, içinden çıkılmaz hâldeki bir iç gündemle girmiştir. İç gündem, dünyadaki ucu görünen beklenti ve eğilimlere “gereken” tepkiyi vermemizin önünü kapatmaktadır.
     Bir yanda olağanüstü ağırlaşan sorunlar, diğer yandan büyük küresel fırsatlarla karşı karşıya bulunuyoruz. Bütün olup bitenleri değerlendirmek, taşları yeniden doğru yerine yerleştirmek gerekmektedir. Ülkemizin ağır sorunlarının çözümleri ortaya çıkan yeni fırsatların içinde saklıdır. Zaten sorunlar da, fırsatları kollamak yerine, sorunları mıncıklayan, hâttâ sorun olmayan alanlarda “çözüm” üreten entelektüel yaklaşım yüzünden azmıştır ve azmaya da devam edecek gibi görünmektedir. Öte yandan entelektüellerin, düşüncelerini hoş çağrışımları olan tek bir kelime ile özetlemeye çalışarak taraftar toplama çabaları, gerçeklerin içinde yok olacağı, bir karadelik üretmekten başka bir işe yaramamıştır.
     Dünyanın yeni şartları, toptancı çözümleri, pergel ve cetvelle dünyaya düzen verebileceğini sanan sosyal mühendisleri tasfiye etmiştir. Eğer yeni bir dünya kurulacaksa bu, küçükten büyüğe bütün sorunların tek tek elden geçirilmesi ve kendi özgün şartları içinde değerlendirilmesi ile mümkün olacak gibi görünmektedir. Bu yüzden, yeni dönemde geniş katılıma ihtiyaç vardır. TÜRK DÜŞÜNCE HAREKETİ, bu amaca hizmet edecek geniş katılımlı bir yapılanmayı arzulamaktadır. Bu yapılanmanın hedefi, ÖNÜNDE SONUNDA GÜNDEMİ BELİRLEMEKTİR.