Mektup 21

TÜRK DÜŞÜNCE HAREKETİ

           Değerli arkadaşımız,
          Son birkaç ayda dünyada ve ülkemizde cereyan eden olaylar, Türkiye’de yazılı ve görsel basının benimsediği rolü büyük ölçüde açığa vurmuştur.
           Bilindiği gibi, İsrail Gazze’de, orantısız güç kullanarak yarıdan fazlası çocuk olan binlerce insanı öldürdü. Ne var ki ABD kamuoyu bu gerçeği bilmiyor. Bunun iki nedeni var. Birincisi, ABD kamuoyunun dünyayı umursamayan ve kendi çıkarları üzerine odaklanmış bir hayatı tercih etmesidir. İkinci nedeni ise; medyanın, objektif haberciliğin uzağından bile geçmeyen bir biçimde, kamuoyunu büyük çıkar odaklarının amaçlarına hizmet edecek şekilde yapılandırılmış olmasıdır. Bundan dolayı, bir yanda medya patronları, diğer yanda reklâm verenlerin baskılarıyla, medya insan kaynağı bakımından, gerçek işlevinden tamamen uzak, çarpık bir biçimde yapılandırılmıştır.  Fikir adamı gibi ortaya çıkan birçok kişi, egemen güçlerin işine gelmeyen şeyler söylediği takdirde hemen kapının önüne konacaklarını gayet iyi bilmektedir.  Bu yüzden, eğer ben dışlanırsam yerimi dolduracak binlerce kişi kapıda bekliyor diyerek kendilerine biçilen kirli işi sektirmeden yürütmektedirler.
          Dikkat edilirse, ülkemizde de durum büyük ölçüde benzerdir. Hatta olumsuzlukların fazlası bile vardır. Bu gerçeği, içinde bulunduğumuz seçim atmosferi pek güzel yansıtmaktadır.
          Takip edilen yanlış ekonomik politikalar sonucu, satın alma gücünü tüketmiş halkın karşı karşıya kaldığı işsizlik ve iyice tırmanan yoksulluk ortamında, söz konusu gerçekleri gözden kaçırmak amacıyla Başbakan her gün esasa ilişkin olmayan bir sürü söz sarfetmekte, bunlardan yola çıkarak gündem oluşturulmaktadır. Özellikle “biat” medyası, okuyucusunu aldatmayı, küresel güçlerle işbirliği yapmayı, gündemi çarpıtmayı kendine iş edinmiştir. İktidar karşıtlarına yaslanan medya ise seçimleri AKP-CHP zıtlaşması haline sokarak AB’nin, seçimden sonra gündeme gelecek beklentilerini karşılayacak bir siyasî sonucu garantiye almaya çalışmaktadır. Bu hengâmede gözden uzak tutulan gerçeklerden bazılarını şöyle sıralayalım:
         - Almanya’daki Deniz Feneri davasının Türkiye’deki uzantılarını araştırmak seçimden sonraya atılmıştır. Gizlilik kararıyla tartışılması da yasaklanmıştır.
         - Sadece İstanbul’da 4300’den fazla imar tadilatı yapılarak katrilyonluk rant elde edilmiştir. Bu gerçek bilinmekle beraber, halkımız yolsuzlukların boyutu konusunda aydınlatılmamıştır. Çünkü muhalif medya patronları da aynı yoldan servet yığma amacı taşımaktadır.
         - Özellikle Ankara başta olmak üzere AKP’li Büyükşehir Belediyeleri’nin halkı aldattığı, doğal gaz faturalarını şişirdiği, sayaçları ve hatta sayaç pillerini bile halka fahiş fiyatla sattığı, yatırımları çok yüksek bedellerle malettiği ortaya çıkartılmıştır.
         - İMF’nin küresel kriz karşısında Türkiye’den talepleri ve seçimden sonra başımıza nelerin geleceği konusundaki konuşmalar hep eksik kalmaktadır. Seçimlerde AKP’ye oy sağlamaya yönelik Başbakan’ı haklı gösterecek sahte gelişmelerin olması şaşırtıcı olmayacaktır.
         - AKP’nin seçimden fazla kayıp vermeden çıkması halinde AB’nin iktidardan neleri talep  edeceği konusu çok önemli olduğu  halde açıkça dile getirilmemektedir.  Bu konuda da  AKP’ye  seçimlerde avantaj sağlayacak gelişmeler olabilir.
         - Seçimlerin rüşvet ortamına sürüklenmesi, demokrasiye verdiği ağır zarar, devlet imkânlarının seçimde fütursuzca iktidar partisi lehine kullanılması konusu da yeterince dikkate alınmamaktadır. Eşit şartlarda seçim yapılamayacağı açıkça belli olmasına rağmen bu konu üzerinde hiç durulmamaktadır. Tunceli’de beyaz eşya dağıtılması ve Valinin iktidar yanlısı tutumu İl Seçim Kurulu tarafından tespit edildiği halde, gereği yapılmamaktadır.  Diğer valiler hakkında da benzer iddialar vardır. Mesela Adana Valisi AKP’nin meydan mitingi hazırlıklarını yerinde incelerken görülmüştür. Adana’da devlet memurları, AKP balonlarını şişirmekle görevlendirilmiştir.  Hatta daha önce görülmedik bir şekilde, imamları AKP propagandası yapmaya zorlayan müftüden söz edilmektedir.
          - Dikkat çeken desteklerden biri de ABD’nin vermeye çalıştığı destektir. Bir ay içinde Obama gelecekmiş, Türkiye ABD’nin ortak gündemi en kabarık müttefikiymiş. Türkiye bölge liderliği konusunda gelecek vaat ediyormuş vs.
         - Güya Türkiye, “kendisi istemese bile” bölgesinde “Büyük Güç” olacak, Osmanlı tekrar dirilecektir. Bunun için üniter devlet yapısından vazgeçilerek bölge ve etnik yapıya dayanan federatif bir modelle kolayca bölünebilecek bir Türkiye istenmektedir. ABD, bir yandan bunu pompalarken diğer yandan içerdeki bir takım çevreler Tayyip Erdoğan’ı son Osmanlı padişahı olarak tanıtmaktadır. Başbakan kendisine yakıştırılan bu unvanı benimsemiş gibi davranmak-tadır.
         - Bir takım sözde bilimsel göz boyama yöntemleriyle, istatistiklerle sistematik yalanlar söylenmektedir. Özellikle bilim çevrelerinin bunlara topluca tepki vermemesi, tepki vermeye çalışanları yalnız bırakması dikkatimizi çekmektedir. 2007 Genel Seçimlerinde Yüksek Seçim Kurulu bilgisayar sistemi üzerinden yapılan müdahalelerden dolayı AKP’nin %25 oy fazlalığıyla sayımlara başladığı söylentileri konusundaki tereddütler giderilememiştir.
         - Son zamanlarda yapılan özel üretim haberlere bakılırsa, ülkemizde Suudi Arabistan’ın adeta pabucunu dama atacak kadar çok petrol ve doğal gaz bulunmuştur. Bunları anlatanlara birileri petrol kanununun son şeklini göstermesi gerekmektedir.
         - Tayyip Erdoğan “Davos Fatihi” ilan edilmiştir. Davos’taki medyatik organizasyonu kendisinin talep etmiş olması, İsrailliler’le olan yakınlığı sorgulanmadan bırakılmıştır. Irak’ta ölenlere yıllardır etkin tepki vermeyen Tayyip Erdoğan, nedense Gazze’yle yakından ilgilenmiştir. Seçim ortamında avazı çıktığı kadar bağırmaktadır. AKP’nin söylemlerine bakılırsa, Arapların zengini ABD koruması altına girerken, yoksulunun davası Türkiye’nin baş ödevleri arasına alınmış olduğu anlaşılmaktadır.
          Seçime kadar bu liste herhalde epey daha kabaracak gibi durmaktadır.  Türkiye, üç muhalif partinin oy toplamından fazla oy toplayan şaibeli bir iktidara mahkûm edilmiş gibi görünmektedir. Bu görüntünün 29 Mart 2009 günü yapılacak olan Mahallî İdareler Seçimlerinde değişeceğini ümit etmekteyiz. Seçim sonuçlarının siyasî partiler açısından değerlendirilmesi durumunda; bundan böyle demokrasi adına yapılanların sorgulanacağının, seçimlerin hemen ardından erken seçim isteklerinin başlayacağının, muhalefetin de başarılı sonuçlar alamaması durumunda, kendine çeki düzen vermeye mecbur edecek kadar sıkı eleştirileceğinin bilinmesini isteriz.     
       Saygılarımızla.


                                                                                                                         Türk Düşünce Hareketi
                                                                                                                                        Adına 
                                                                                                                              Hayrettin NUHOĞLU