Mektup 25

TÜRK DÜŞÜNCE HAREKETİ

         Değerli Arkadaşımız,
         Merkez heyetimiz her yıl olduğu gibi üç aylık yaz tatilinde bulunduğu için 12 Eylül’de yapılacak olan halk oylaması ile ilgili mektup hazırlanamamıştır.  
         Daha önceki yıllarda Anayasa hakkında görüşlerimizi sizlerle paylaşmıştık. Ancak bu defa konunun önemine binaen şahsi çalışmamı sizlere sunmayı görev olarak görmekteyim.
         Bu vesileyle Ramazan bayramınızı tebrik eder, esenlikler dilerim.

                                                                                 TÜRK DÜŞÜCE HAREKETİ
                                                                                                   Adına
                                                                                      Hayrettin NUHOĞLU

HALK OYLAMASI

          12 Eylül 2010 tarihinde yapılacak olan halk oylamasında, oya sunulan Anayasa değişikliklerinden amaçlanan nedir? Gerçekten Türk Milleti’nin ihtiyaçlarından mı kaynaklanmaktadır?  Yoksa ambalaj içinde saklanan gizli ve sinsi planlar ve amaçlar mı vardır?
Konuya girmeden önce ağustos 2010 manzarasına göre ülkemizin durumunu kısaca değerlendirmek faydalı olacaktır.
          1- Devlete, devleti kuran millî iradeye, millî birlik ve bütünlüğümüze ve istiklâlimize karşı çok ciddi baş kaldırı vardır. Kanlı terör olayları önlenmez halde iken devletin kurumları arasında gerginlik yaşanmaktadır.
          2- Küresel güçlerin AB müzakere süreci kapsamındaki dayatmalarına gönüllü olarak rıza gösterilmesi ve yerli iş birlikçilerin büyük gayretleri ile kültürel yozlaşma hız kazanmış ve ahlakî çöküş meydana gelmiştir. Dinî ve millî direnç kırılmak üzeredir.
          3- Takip edilen ekonomik modeller sonucunda ülkemiz adeta soyulmuş yer altı ve yer üstü kaynaklarımız yandaşlara ve yabancılara peşkeş çekilmiştir. Günü kurtarma adına yapılan bazı iyileştirmeler Türk Milleti’nin geleceğini kurtarmaya yetmez. İşsizlik ve yoksulluk aile yapımızı sarsmaya başlamıştır.
Bu manzaraya rağmen aylardır Anayasa değişikliği ülke gündemini işgal etmiştir. Bir süre daha da işgal edecektir. Anayasa elbette değiştirilebilir. 1982 Anayasası da 8’i AKP hükümeti tarafından olmak üzere defalarca değiştirilmiştir. 175 maddenin yarısına yakını yenilenmiştir. Bu defa AKP tarafından yapılmak istenen milletin ihtiyaçlarına cevap vermek yerine gizli ve sinsi planların uygulanabilmesi için yasal zemin hazırlamaktır. Şayet değişiklik kabul edilirse o havayla seçimlerde bir dönem daha AKP iktidarını sağlayacak sonucu almayı düşünmektedirler. Aynı zamanda Anayasa Mahkemesi’nin yapısı değişmekle Yüce Divan görevi yapmak gereği hâsıl olduğunda kendilerini, yaptıklarının hesabını vermekten kurtarmak mümkün olacaktır. HSYK’da yapılacak bu değişiklikle birlikte yargı tamamen kontrol altına alınacağından bütün destekçilerin ve iş birlikçilerin de kurtarılması sağlanacaktır.
En önemlisi de Habur’da tıkanan Kürt Açılımı ( demokratik açılım veya millî birlik ve kardeşlik projesi!)  bu değişiklikle yeniden mecrasına sokulacaktır. Çünkü verilen sözler ve gizli anlaşmalar doğrultusunda anayasal engel ortadan kalkınca 2. değişiklikle özerklik yolu açılacaktır. Yeni yapısıyla güdümlü hale gelecek olan Anayasa Mahkemesi hazırlanacak yasa değişikliklerinin önünde engel oluşturmayacaktır. Bu suretle yıkım projesi yeniden uygulamaya konulacak ve sonunda ülkemiz ve milletimiz bölünüp parçalanacaktır. Bundan şüphesi olanlar en azından son bir ayda cereyan eden Kandil-İmralı hattına ve Washington – Brüksel – Erbil’den gelen haberlere, Diyarbakır-Tunceli-Ankara-Ağrı vs. den çıkan seslere dikkat etmelidir.
Esasen bu yıkım projesinin merkezinde ne yazık ki AKP hükümeti vardır. Yanında ve yakınlarında diğer aktörler yer almaktadır. Şer cephesini oluşturan bu aktörleri tanımak gerekir.
         1- Yandaş Medya: Demokratikleşme, tarihimizle yüzleşmek veya ezber bozmak adı altında her türlü rezalet sergilenmektedir. Devleti soyarak yandaş medya meydana getirilmiştir. Küresel güçlerin medyası devreye girmiştir.  Devletin TRT’si de adeta Türklük düşmanı olmuştur. Sistematik olarak genel müdür değişikliği ile birlikte görülmemiş şekilde haber merkezine medyadan transferler yapılmıştır. 21 tanesi Samanyolu TV, Cihan Haber Ajansı, Zaman Gazetesi, Aksiyon Dergisi gibi okyanus ötesinden kumandalı, 14 tanesi de Kanal 7, Kanal A, Kanal 24, Türkiye Gazetesi ve Yurt Haberleri gibi diğer yandaş medyadan TRT’ye getirilmiştir.
Yandaş medyada aynı ağız kullanılmakta, belge ve bilgiler ilk olarak buralara servis edilmektedir. Bu bilgi ve belgelerin toplandığı, değerlendirilip servis edildiği bir haber havuzu oluşturulmuştur.
En büyük yalanlar bile süslenerek servis edilmekte ve bilgi kirliliği yaratılmaktadır.
Yerel basının da büyük bir kısmı ekonomik sebeplerle AKP’ye teslim olmuştur. Özellikle yerel TV’ler dini ağırlıklı programlarda yumuşak ve güzel sözlerle masum ve temiz vatandaşları çekmekte, bu programların ardından ihanet ve yıkım konuşmaları yapılmaktadır.
          2- Çıkarcı gruplar, yağmacılar ve fırsatçılar: AKP’nin değişik kademesinde görev yapanların veya aday olanların büyük çoğunluğu iş pazarlayarak komisyonlar almakta ve içlerinden çok zenginler çıkmaktadır. Alnının akı ve emeği ile zengin olanlara taş çıkartırcasına 7,5 yılda 34 tanesi dolar milyarderi, yüzlercesi de milyon dolarlık ve daha yukarılarda zenginler türemiştir.
          3- Geleceğini AKP hükümeti ile eşdeğer gören yöneticiler: Belediyelerden hak etmedikleri, hatta bilgi ve becerileri elvermemesine rağmen çok sayıda insan Ankara’ya devletin en yüksek kademelerine atanmışlardır. Genel müdür, müsteşar gibi görevlerin yanında vali ve kaymakamların da bazıları parti yetkilisi gibi davranmakta hiçbir mahsur görmemektedirler. Bazı bakanlıklar cemaatlere ve tarikatlara tahsis edilmiştir.
          4- Kimliği olmayan haysiyetsiz seçkinler: Türkiye’nin ülkesi ve milletiyle birliğini koruması, millî mensubiyet şuurunun artırılması, millî devlet yapısının savunulması ve anayasamızın başlangıç ve ilk 3 maddesinde ifadesini bulan millî iradeye sahip çıkanlar gericilik veya çağ dışı olmakla suçlanmaktadır. Suçlananlar statükocu olarak gösterilmektedir.
   Bu seçkinler ilerici, çağdaş, para kazanmasını bilen, kafası çalışan tipler olarak görünürler. Hayatlarını da böyle görünebilmek üzerine düzenlerler. Küresel güçlerle bağlantılı lobiler tarafından desteklenen, reklamları yapılan bu iş birlikçiler genellikle dindar ve Osmanlıcı olarak algılanmaya gayret ederler.
          5- İmralı- Kandil Hattı ve Siyasî Uzantıları: Yıkım projesinin Habur’da tıkanmasından sonra yolun yeniden açılması için bu hat çok hareketli olmuştur. Son iki ay içinde; Diyarbakır’da demokratik toplum kongresi toplanmış ve barışçıl çözüm yani demokratik çözüm benimsendiği açıklanmıştır. BDP’nin MYK’sı da Diyarbakır’da toplanarak demokratik çözüm kararı almışlardır. Güney Doğu Anadolu Bölgesi’nden 647 sivil toplum kuruluşu da Diyarbakır’da toplanarak aynı tarzda görüş açıklamıştır. Sonra Tunceli’de Munzur Festivali kapsamında Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı cumhuriyetin ilk dönemindeki isyanları başlatan Seyit Rıza’nın heykelini açmış ve festival kapsamındaki toplantıda yaptığı konuşmada özerk Kürdistan’ın kurulmasının tek barışçıl çözüm yolu olduğunu açıklamıştır. Mülayim Türk insanının gönlünü kırmamak için de “Ay-yıldızlı bayrağın yanında sarı-kırmızı-yeşil bayrağımızın dalgalanmasında ne mahsur vardır?” demiştir. Bağlı bulunduğu Barış ve Demokrasi Partisi genel başkanı da iki gün sonra Ağrı’da yaptığı miting konuşmasında “ Özerklik görüşü partimizin resmi projesidir. Bundan hükümetin de haberi vardır.” demiştir. Bunlar olurken AKP hükümeti duyarsız kalmış hatta Başbakan MHP’yi suçlamaya devam etmiştir.        Bu arada Başbakan terörü bitirmek için NATO’yu göreve davet etmiş, BDP’den önceki parti DTP’nin eski genel başkanı da Birleşmiş Milletleri davet etmek gerekir demiştir.
 Sonunda gerçekler anlaşılmıştır. Cumhurbaşkanı Azerbaycan’a giderken uçakta yaptığı açıklamada “devlet terörü bitirmek için gerekirse her yolu dener” demiştir. Aynı gün Adalet Bakanlığı tekne kiralayarak İmralı’ya 2 avukat göndermiştir. İmralı’ya çalışan iki tekne onarımda olduğu için iki hafta ulaşım sağlanamamış. BDP genel başkanı da o sabah Bitlis’te yaptığı konuşmada “İyi haber bekliyoruz” demişti. Teknenin neden alelacele kiralandığı akşama doğru anlaşıldı. PKK sitesinde Kandil’deki terör elebaşısı “ Önderliğimiz ateşkes ilan etmiştir. Bu iyi değerlendirilmelidir. Fırsat kaçırılmamalıdır.” dedi. Bir gün sonra yapılan açıklamada “ Devlet yetkilileri ile önderliğimiz görüştü” denilmiştir. Bu açıklamaya hükümet tarafından bir itiraz gelmemiş AKP parti yetkilisi yalanlamıştır. AKP hükümetinin İmralı –Kandil ve onların siyasî uzantıları ile her konuda pazarlık ettiği anlaşılmıştır. Başbakan bu pazarlığı ifade edenlere çok ağır hakaretlerle saldırmakta ve kendilerinin bu pazarlıkta olmadıklarını söylemektedir. Zaten PKK liderleri de AKP ile görüştük demiyor ki, Devlet yetkilileri ile görüştük diyor. Peki devlet yetkilileri kendiliğinden mi yapıyor bu görüşmeleri? Hükümetin, siyasî iradesi ve bilgisi yok mudur?
          6- Washington – Bürüksel-Erbil Lobileri: Habur’da tıkanan yıkım projesini “güzel şeyler olacak, anaların gözyaşları dinecek” diyerek başlatan Cumhurbaşkanı geçen yıl TBMM açılış konuşmasında terör konusunda “ Biz bir şeyler yapamazsak, birileri yaptırır” demek suretiyle teslimiyetçi anlayışlarını ortaya koymuştur. Kerkük yerine Erbil’de konsolosluk açılması, Bakanlarımızın sıklaşan Erbil ziyaretleri ve peşmerge liderinin abi denilerek kırmızı halılarla karşılanması bizim kırmızı çizgilerimizi ortadan kaldırmıştır. Başbakanın ve AB müzakerelerinden sorumlu devlet bakanının zaman zaman yaptıkları açıklamalar küresel güçlere verilen sözlerin olduğunu göstermektedir.
          7-  Türkiye ve Türk Milleti üzerine hesap yapan yabancı strateji kuruluşları: Çarpıtılmış ve güzel ambalajlar içinde sunulan sinsi siyasî planlar, gelişmişlik, kalkınma, büyüme, zenginleşmek, çağdaşlaşmak, demokrasi, insan hakları, özgürlükler, yerel kültürleri yaşatma vs. kavramları kullanılarak Başbakanın sık sık tekrarladığı 36 etnik grup ve Cumhurbaşkanının ifade ettiği “farklılıklarımız zenginliğimizdir” görüşleri doğrultusunda bazı vakıf ve dernekler AB fonları ve Soros Vakıfları tarafından desteklenmektedir. Bunlardan biri olan TESEV tarafından hazırlanan anayasa ve yasalarda yapılması önerilen değişiklik teklifleri 19.07.2010 tarihli Bakanlar Kurulun’da görüşülmüştür. Anayasa ve yasalardan Türk adının tamamen temizlenmesi öngörülen 58 sayfalık bu raporun önsözünde Etyen Mahçupyan “ Hükümet bütün iyi niyetine rağmen anayasal zemin hazır olmadan başarılı olamaz” diyerek anayasa değişikliğinin önemine vurgu yapılmaktadır.
          8- Siparişle sonuç oluşturan kamuoyu araştırma şirketleri: Aldıkları para doğrultusunda istenilen sonuçlar oluşturularak kamuoyunun arzu edilen yönde etkilenmesi amacıyla açıklama yapan ünlü şirketler vardır.
 Milletimizin değer verdiği ve ümit bağladığı bazı kuruluşlar ve kavramlar bu yöntemle değer kaybetmiştir. Seçimlerden önce de bu şirketler sipariş edilen sonuçlarda seçmeni etkilediği gibi bugün de aynı yönlendirme çabaları vardır.
 Sonuç olarak görülmektedir ki 12 Eylül günü sandıklarda seçmenin oy vereceği Anayasa değişikliği Türk Milleti’nin acil ihtiyaçlarına cevap vermek amacı taşımamaktadır. 12 Eylül ihtilalini yapanlardan hesap sorma iddiası ise mesnetsiz ve gülünç olmaktadır. Zira geçici 15. madde kalksa bile zaman aşımı bir yana Anayasanın 38. Maddesi ve 2004 yılında AKP hükümeti tarafından çıkartılan Türk Ceza Kanunun 7. Maddesi böyle bir yargılanmaya ve hesap sormaya imkân vermemektedir. Esasen AKP’nin böyle bir niyeti de yoktur. 28 Şubat sürecinin sorumlularından ve 27 Nisan E muhtırasının sahibinden hiç söz edilmemektedir. Hatta birisi danışman yapılarak, ikincisi ise üstün hizmet madalyası verilerek ödüllendirilmiştir. 12 Eylül’ün kalıntısı olan YÖK ve RTÜK en çok eleştirdikleri kurumlar olmasına rağmen değişiklikte yer verilmemiştir. Çünkü bu kurumlar artık kontrollerine geçmiştir.
Bu anayasa değişikliği paketi bireysel bazı haklar getiriyor gibi görünse bile asıl amacın doğrudan gizli ve sinsi PKK ve küresel güçlerle örtüşen bir AKP planı olduğu kesinlikle anlaşılmalıdır.
Başörtüsü konusunun çözüme kavuşturulması için yapılacak yasal düzenlemelerin artık Anayasa Mahkemesinden dönmeyeceğini düşünen iyi niyetli vatandaşlarımız, kutsal vatan topraklarının bir kısmı üzerinde bağımsız bir başka devlet kurulmasına gidecek özerklik yasalarının da aynı mahkemede reddedilmemesinin amaçlandığını sezmeleri ve iyice düşünmeleri gerekmez mi?
 Başbakan’ın ifade ettiği gibi gerçekten Türkiye’nin manzarası değişebilir! Ya param parça olmuş bir ülke ya da kan gölüne dönmüş bir ülke. Yüce Türk Milleti bu oyunu bozmalıdır.  Sandıktan çıkacak “HAYIR” sonucu sadece ülkemizi ve milletimizi değil AKP yetkililerini ve yandaşlarını da büyük bir felaketin taşeronu olmaktan kurtaracaktır.