Mektup 27


TÜRK DÜŞÜNCE HAREKETİ  
     Değerli arkadaşımız,
     Her zaman olduğu gibi, son bir yıllık siyasî, iktisadî, sosyal ve kültürel durumların özetini sizlerle paylaşmak istiyoruz.


     Millet olarak dünyanın kötü gidişine uyduk. Deyim yerinde ise su üstünde yüzen eşyalar gibi sele kapılmış gidiyoruz. Kurtuluş reçeteleri yalan dolanlarla süslenerek zarflanıyor. Millet de mazrufa değil zarfa bakarak karar veriyor. Türk Milleti’nin düştüğü bu durum bizleri kaygılandırıyor; üzüntü ve endişe veriyor. Cihan hâkimiyeti ülküsüne sahip bir millet, bu durumlara düşmemeliydi.
     Dünyanın gidişi dediğimiz şey, doğal değil, yönlendirme ve müdahale etmedir. AB ülkeleri ve ABD (önemsiz farkları bir tarafa bırakırsak) her şeyi birlikte projelendirmişler ve uygulamaya koymaktadırlar.
     Projelerin ilki, ‘Bilgi Toplumu Oluşturma Projesi’ dir. İkincisi ‘Askeri Yenilmezlik Projesi’dir. Amacı; ileri teknoloji ile dünyayı kontrol altına almaktır. Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) de bu sürecin bir parçasıdır. Devam etmekte olan bu projelerin 21. yüzyılda tamamlanması hedeflenmiştir. Türkiye’ye biçilen ‘Yeni Osmanlı’ misyonu ve ‘Arap Baharı’ söylem ve uygulamalarını bu bağlamda değerlendirmek gerekir. Komşu coğrafyalardaki gelişmelere bakıldığında sıfır sorunun yerini maskaralığa bıraktığı görülmektedir.
      Dünya iktisadî coğrafyasında enerji kaynaklarının merkezi durumundaki Ön Asya ve Hazar çevresinin işgali ve kontrolü için yapılan işlemler gözler önündedir. Buralardaki kaynaklar ABD ve AB ülkelerine transfer edilmekte, çıkarılan engellerde her türlü ambargo uygulanmaktadır. Krizler bilerek çıkarılmış ve nitelikli dolandırıcılıklar yapılmaktadır. Batılı, yeni projeler üreterek hedef aldığı ülkelerde bu ülkelerin vatandaşları arasında çatışma çıkarmaktadır. Daha açıkçası siyaset, ekonomi ve din, emperyalizmin araçları olarak kullanılmaktadır.
     Türkiye ne yapıyor? Görünen o ki, kendisine biçilen görevleri yerine getiriyor. Biz taviz vermekten, ABD ve AB de taviz beklemekten bıkmadı. Birçok istek ve taviz yerine getirildi; hatta bunlar için gerekli kanunlar bile çıkarıldı. Türkiye içinde bir kilise (din) devleti oluşturulması, azınlıklara Avrupa hukukunun tanınması, kilise vakıflarına gayrimenkullerin geri verilmesi (ki gerçekleştiriliyor), Ermeni isteklerinin karşılanması, Kürtlere muhtariyet verilmesi, yabancıların diledikleri kadar gayrı menkul edinme izni, Türk Silahlı Kuvvetlerinin asgari seviyeye indirilip, Batının bir karakolu haline getirilmesi, sınırlarda milis birliklerin kurulması, Anayasamızın ilk üç maddesinin değiştirilmesi istenmekte ve beklenmektedir. Daha açıkçası ‘Milli Devlet’ yerine ‘Çoğulcu Devlet’ modeli ile Türkiye’yi bölme ve çökertme planları yapılmaktadır. “Geçmişle yüzleşme, tabuları yıkma” ve “büyük devletler tarihlerinden korkmaz” sözleri ile Türk Milleti’ni imha çabaları “ ustalık dönemi” nin çözülme ve çöküşü ile gerçekleştirilmek istenmektedir.  Bu kapsamda açılım politikaları devam etmektedir. Bu yıl anlaşıldı ki PKK ile müzakerelerde son anda anlaşmazlık çıktı. Oslo görüşmeleri rezaletin göstergesi olmuştur. Nihayet Dersim isyanına; hükümet, ana muhalefet ve malûm koro özür yarışı başlatmıştır. Şehit edilen Türk askerlerinden hiç bahsedilmeden PKK’nın öncüleri sayılabilecek o günkü bölücü isyancılara sahip çıkılarak nereye varılmak istendiği de anlaşılmıştır.
      Millî sanayi tesislerinin özelleştirilerek devlet denetiminden çıkarılması, küresel ekonomiye tam teslimiyet gibi istekleri, biz zaten uygulamaya başladık. Cari açık artışı sıcak para girişi ile gölgelenmekte, malî disiplin sarsılmakta, elimizde kalan varlıklar da satılmaya çalışılmaktadır. Açlığın, cehaletin ve adaletsizliğin ortasında medya, üniversiteler, sivil toplum örgütleri, meslek odaları ve iş çevreleri kolayca kontrol altında tutulabilmektedir.
      Bütün bu olan bitenler, M. Kemal Atatürk’ün “memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar, gaflet, dalâlet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler.  Hatta bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhid edebilirler” tespitini akla getirmektedir. Daha vahimi ülkemizde iktidar ve ana muhalefet ortaklaşa bu ithama muhatap bir görünüm arz etmektedir.
     Ancak görünen o ki, Türkiye’deki göstergeler herkesi rahatsız etmesi gerekirken işbirlikçi yandaş medya, bu vahim durumu allayıp pullamakta gözleri kör, kulakları sağır etmektedir. Yoğun bir propaganda ile kitleler uyuşturulmakta, muhalif davrananlara infaz uygulanmaktadır.
     Dinî cemaatler iktidara verdikleri destek karşılığında bakanlıkları paylaşmışlar devleti ele geçirmeye çalışmaktadırlar. Daha açık bir ifade ile din söz konusu olunca herkesin eli, kolu bağlanmaktadır. Dikkat edilecek olursa yeni anayasa çalışmalarında iki şeye geçit vermek istenmektedir: Eski tabirle adem-i merkeziyet (ki bölünmeyi getirecektir) ve din özgürlüğü adı altında Türkiye’de dini cemaatleştirme (ki buna gayr-i müslim cemaatler de dahidir). Basın yayın organlarının tamamına yakını, koro halinde bunun propagandasını yapmaktadır.
     Son on senede anayasa ile ilgili üç yazımızı sizlerle paylaştık. Konuyu aynı doğrultuda tek cümleyle ifade etmek gerekirse: Küresel güçlerin istedikleri gibi önce Anayasadan sonra bu coğrafyadan Türk adına ne varsa yok edilmeye çalışılmaktadır.
     Ekonomik durum, propaganda araçlarıyla abartılarak sunulmaktadır. Başarılı oldukları taraf, inşaat işleri organizasyon ve uygulamalarıdır; fakat “arsa ticaretine dayalı bu inşaat işlerinde kullanılan fonlar ile yandaşlara ne kadar para kazandırıldı?” sorusu da unutulmamalıdır. Kısmî demiryolu ve karayolu iyileştirmelerinin de yeterli olup olmadığı tartışılmalıdır. Başarı durumunu Cumhuriyet döneminin tamamıyla, 2002 yılıyla ve dünyanın diğer gelişmekte olan ülkeleriyle mukayese ederek görmek gerekir. Şu kadarını söylemekle yetineceğiz. Cumhuriyetin ilk 80 yılında savaşlar, ihtilallar, krizler ve koalisyon hükümetlerine rağmen büyüme hızı ortalaması % 5 iken son 9 yılda güçlü tek parti hükümetleri döneminin büyüme ortalaması % 4,8 dir. 2002 sonunda dünyanın en büyük 17. ekonomisi iken bugün de aynı yerdeyiz. 2011 itibarıyla dünya ülkeleri arasında insanî gelişmişlik endeksinde 92. sırada bulunuyoruz.
      Kayıt dışı ekonominin aklandığı arsa ve inşaat işlerine ait fonlardan, dış kaynaklı kredi ve sermaye hareketlerine ait gelirlerden, satılmak suretiyle özelleştirme gelirlerinden oluşan kaynak genişlemesine rağmen; içe ve dışa borç stoku sürekli artmış, dolaylı ve dolaysız vergilerin artışı milleti bıktırmıştır. Gelir dengesizliği sürekli büyümektedir. Memur, işçi, dar gelirli ve emeklilerin hayatında hiçbir iyileştirme gerçekleşmemiştir. Üretim ekonomisi yerine, tüketim ekonomisi tercih edilmiştir. Tarım ve hayvancılık sürekli gerilemiş, sağlığa zararlı ve genleri değiştirilmiş her türlü ürün ithal edilmektedir.
     Kültürün yabancılaşıp yozlaşmasına, milli kültür ve kimliğin çöküş sürecine, iktidar sahipleri ve yandaş aydınlar ve kuruluşlar, her türlü kolaylığı göstermekte ve hiç rahatsız olmamaktadırlar. Eğitim sistemi çökertilmiş gayri millî, Türksüz ve ruhsuz bir duruma getirilmiştir. Bayrak, marş, dil, din, şehitlik gibi kutsal saydığımız her şey sulandırılıp tartışmaya açılmıştır.
     İster kabul edin ister etmeyin, gittikçe olumsuzlaşan sürece eklenmiş son bir yılın bilançosu budur. Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en huzursuz, sancılı ve tehlikeli sürecine ileri demokrasi ve özgürlük istismarlarıyla girmiştir.

     Değerli arkadaşımız,
    Bu görünüme rağmen hiç kimsenin en ufak bir şüphesi olmasın ki; bu ülkede Türk Milleti millî birlik ve bütünlük içinde ilelebet hür ve mutlu olarak yaşamaya devam edecektir. Ancak aşağıdaki hususları da bir defa daha ve özellikle Türk’ü sevmeyen siyasilere, medya mensuplarına, akademisyenlere, sözde aydın ve düşünürlere, sanatçı geçinenlere ve sermaye çevrelerine tekrarlamakta fayda görüyoruz.
     -  Türkiye’de Türk kültürü bütün unsurlarıyla millî birlik ve bütünlüğümüzün tutkalıdır.
     -  Her etnik grup millet değildir. Millet olmadan da devlet olmaz.
     -  Bu ülke kanla, canla kazanılmış ve savunulmuştur. Savunma devam edecektir.
     -  Bu ülkede yaşayan herkes kardeştir. Kardeşliği istemeyen bölücülerin sonu hüsran olacaktır.
     -  Bu vatan Türk vatanıdır. Devlet Türk devletidir. Ordu Türk ordusudur. Tek dil Türkçedir.
     -  İstiklâl marşımız ilelebet dillerden düşmeyecek, Bayrağımız ilelebet dalgalanacak, Ezanlar kıyamete kadar susmayacaktır.
     -   Anayasa ve yasalar Türk kimliğine bütün yönleriyle sahip çıkacak şekilde olmaya devam edecektir.
     -  Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş felsefesine ve üniter yapısına sonuna kadar sahip çıkılacaktır.
     -   Bütün ekonomik kaynaklarımız sadece Türk Milleti için kullanılacaktır. 
     -   Bilimin ışığında teknik ve ekonomik gelişme sağlanarak güvenliğimiz teminat altına alınacaktır.
     - Türk gençliğinin “Müslüman Türk” gibi yetişmesini sağlayacak eğitim sistemi tesis edilecek ve “Ne Mutlu Türküm” demek gurur vesilesi olacaktır.
       Ayağına dolanan hainlerden ve düşmanlardan kurtulma iradesini ve becerisini her dönemde gösteren Türk Milleti bu defa da millî varlığını tehdit eden her kuvveti yok etmeye muktedirdir.
        2012 yılının ülkemiz ve milletimiz için hayırlı olması temennisiyle sizlere esenlikler dileriz.  
         Saygılarımızla.

                                                                                                          Türk Düşünce Hareketi 

                                                                                                                        Adına

                                                                                                             Hayrettin NUHOĞLU

                                       
Haberleşme Adresi:
- Süleymaniye, Şifahane Sok. Nu : 6
  34430 Fatih – İSTANBUL
- Belgegeçer : (0212) 526 18 91
- E- Posta: hayrettinnuhoglu@superonline.com
Türk Düşünce Hareketi Merkez Heyeti: Abdullah ÇİFTÇİ, Abdullah KEDEROĞLU, Doç.Dr. Emin IŞIK, Hasan ALBAY, Hasan KÜLÜNK, Hayrettin NUHOĞLU, İbrahim OKUR, Kemal ATA, Mehmet GÖZAY, Özdemir ÖZSOY, Remzi YILMAZ, Sedat ÖZALTIN, Yaşar SARI, Prof.Dr. Yümni SEZEN ve Prof.Dr. Zeki ARSLANTÜRK