Mektup 28


TÜRK DÜŞÜNCE HAREKETİ  
     Değerli arkadaşımız,
     Son yedi yılda sizlerle anayasa meselesi ile ilgili görüşlerimizi üç defa paylaşmıştık. Ne yazık ki değişme olmadığı ve Türkiye’yi başkalaştırma isteğinin terk edilmediği anlaşılmaktadır. Bu ülke insanlarının çoğunluğu gafil ve hain olmadığı için, işin içinde cehalet ve rehavet var düşüncesiyle, söylemekten ve yazmaktan bıkmayacağız. Millî bilinç teşekkül edinceye kadar mücadeleden vazgeçmeyeceğiz.
     Biz önce devlet diyoruz. Kültür, vatan, millet, devlet bir bütündür. Devlet, değerlerini yaratmaz onlar devleti oluşturur.  Devlet olmazsa hepsi tehlikeye girer. Aslında anayasa değişikliği veya yeni anayasa istekleriyle hedef alınan devlettir.
     Devletin açık seçik üç özelliği vardır. Güç, adalet, milletine yabancılaşmamak. Üç özellik de aynı derecede önemlidir. Devlet güçlü olmazsa, bağımsızlığı ve adaleti sağlayamazsınız. Güç, adaletin yerine geçmez; ama adaletin gerçekleşmesi için otoriteye, yani hukukî, siyasî, ahlâkî ve millî güce ihtiyaç vardır. Yeter ki bu güç, şahsi veya grup menfaati (siyasî parti vb.) için kullanılmasın. Bağımsızlığın ve adaletin olmadığı yerde de devlet yok demektir. Belki o zaman arızî devletten, yani yabancılaşmış devletten veya doğrudan işgal devletinden söz edilebilir.
     Türkiye Cumhuriyeti Devleti, millî devlettir. Varlığımızın temsil ve tescilidir. Asırlarca süren emekle, mücadele ile, göz yaşıyla kurulmuştur. Bazı aklı kısaların zannettikleri gibi 90 yıllık bir geçmişe sahip değildir. Yeniliği, zamana ve şartlara uygun bir yeniliktir. Oluşturduğu büyük kültür ve medeniyet merhalelerini bir tarafa bırakıp, karşılaştıkları çok önemli bazı varlık yokluk mücadelelerini hatırlayalım.
      1-    Talas meydan savaşı. Türkler ya Çinli’leşeceklerdi, ya da yollarına devam edeceklerdi. Galip gelerek varlık-yokluk mücadelesini kazanmışlardır.
    2-    Haçlı seferleri. Başlarında Türklerin olduğu İslam dünyası, 200 yıl süren 8 sefer karşısında zafer kazanmışlardır.
    3-    Çanakkale Savaşları. Sonuçları ve milletlerin kaderinin değişmesi bakımından, dünyanın en büyük savaşlarındandır.  Burada da Türkler göğsünü siper etmiş Türk ve İslam dünyası birlikte kurtulmuştur.
      Türk İstiklal Savaşı üzerinde bir şey söylemeye gerek var mı? Bu savaş Türk Milleti’nin dünya durdukça var olmaya devam etmek azim ve kararında olduğunun göstergesidir. Bu kadar varlık-yokluk mücadelesinden geçmiş, milyonlarca can vermiş, bunun yanında en yüksek kültür ve medeniyetleri inşa etmiş, insanlığa örnek hizmetler ve güzellikler sunmuş bir millete nasıl düşmanlık edebilirsiniz?
     Tarih süreci devam ederken Türk Milleti’nin yanında kimler vardı? Bize yolda katılan bazı akraba topluluklar şüphesiz bizim kardeşlerimizdir. Eğer mücadelelerimizin bazılarında bunlar da vardı diyecekseniz, Türk şemsiyesinin altında var idiler. Bir kumandanın etrafındaki askerler gibi oldular. Bir ana kültürün etrafında yavru kültürler gibi toplandılar. Bir büyük nehire yolda kavuşan ve karışan kollar gibi oldular.
      Türkiye Cumhuriyet Devleti vatanıyla, milletiyle, bir bütün ve tek organizasyondur. Siyasî, hukukî, sosyal bir teşkilattır. Geleneksel devlet sürecimizin de yeni bir safhasıdır. Bu yeni devlet “ ya olmasaydı” diye hiç düşündünüz mü?
      İnsanlığa açılmak bu millet ve bu devletle mümkün olmuştur. İnsanlığa açılmak, zaten ancak milletler yolu ile olur. Millî kimliği kazanamamış insan yığınlarından, doğruca insanlığa açılmak mümkün değildir. İnsanlık yerine bir toplumu koyunuz, aileler olmaksızın bu toplum nasıl var olabilir?
     Millet ve devlet tarihi süreçte oluşur. İnsanoğlu ve toplumlar, geçmiş-hal-gelecekten oluşan bir süreçtir. Eğer oluşmuş olan sosyal varlık millet ise millî değerler, millî kimlik ve millî devlet var olacaktır. Geçmişimiz olduğu için biz bugün varız. Selçuklu ve Osmanlı var oldukları için biz de varız. Aynı zamanda biz bugün var olduğumuz için onlar da vardır; çünkü geçmişimiz ancak bilinçlerimizde mevcuttur. Yoksa “dün” geçip gitmiştir. Bu gün Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Milleti var olmasaydı, Selçuklu, Osmanlı ve daha öncekiler, kimin bilincinde var olacaktı?
     Cumhuriyetin ve millî devletin kazanımlarını ve faziletlerini doğru dürüst anlatamadığımız ve anlayamadığımız, bu gün daha iyi anlaşılıyor. Bazı şeyleri ya kutsallaştırıp putlaştırdık ya da tersine onlara düşman olduk. İşlerine öyle geldiği için anlamak istemeyenler,  bugün siyasetçi ve yönetici olarak iş başındalar. Kazanımlarımızın çoğuna ve millî bilince savaş açtılar. Türklüğe karşı çıkmaktadırlar. Dini de istismar ederek kendilerine dayanak yapmaya çalışmaktadırlar. Bir taraftan da yüce dinimizi, küçülte küçülte, ufkunu daralta daralta dini kin seviyesine indirdiler. Dindarı, kindar olarak yetiştirmek istiyorlar. Öncekilerin yapmış oldukları yanlışlıkları ve ortaya çıkmış eksiklikleri ise büyülte büyülte, haklı çıkmanın ve başkaldırmalarının aracı yapmaktadırlar. Yanlışlıklar,  yenilerini ve daha büyüklerini doğurmamalıydı. Siyasette kin ve intikam olmaz; tamir, ıslah ve yeni yol anlayışları olur. Savaş duygusu, yapılan ve yapılabilecek olan güzel şeyleri de görünmez kılar.
     Bu gün birçok sıkıntımız var. Ekonomik, hukukî veya diğerleri hepsi önemlidir. Fakat çözülüp dağılmaya ramak kalmış bir ailede, ekonomik sıkıntı olsa ne olur, olmasa ne olur? O ailede özgürlük diye savunduğumuz şey olmasa ne kaybederiz?  Önce aileyi dağıtmamaya, çözmemeye çalışmalıyız.
     Millî iradeden kuvvet almayan bir devlet zaafa uğrar. Zaafa uğradıkça, devlet içinde devletçikler, mafyalar, çeteler, terör örgütleri türerler. Bugün öyle olmuştur. Bu durumda, milletine, devletine, birbirlerine gittikçe yabancılaşan kurumlar oluşur. Bu kurumlar, birbirlerine destek olacak yerde köstek olmaya başlarlar. Siyaset askeriyeye, askeriye siyasete, hukuk siyasete, siyaset hukuka köstek haline gelir yahut hangisi veya hangileri hâkimiyet kurarsa, oligarşileşir. Bu gün böyle olmaktadır.
      Rejim şekli ile devletin öz varlığı birbirine karıştırılmamalıdır. Rejim şekli ne olursa olsun, devlet milletin inanç ve iradesi, menfaati ve gelecek ideali üzerine kurulmuşsa, kurumları bu inanç ve iradeden güç alıyorsa, o devlet millî devlettir. Devletin öz varlığına kıyasla rejimler birer elbise gibidirler. Zamanı, şartları, modası vardır. Önemli olan millî zihniyetler ve millî ideallerdir;  ancak bir rejim, milletin ve devletin öz varlığı ile daha iyi uyum sağlamışsa, o rejime saygı duyulmalıdır. Bu gün demokrasi, buna en uygun görünüyor. Fakat kurallarını iyi koymalı ve uygulamalıdır.  Bu rejime tek başına bazı şeyleri indirgememelidir. Millî iradeyi, tek başına seçim belirlemez. Seçim bu iradenin yolunu açar. Eğer bu yolu açmıyorsa, orta yerde arızalar var demektir. Lütfen düşününüz, siz bazı seçilmiş insanlara her ay onbin lira maaş veriyorsunuz. Gel bu devleti ve milleti böl parçala diye. Türk Milleti’ne askerine hakaret et diye.  Hainlerin ve işbirlikçilerin öne çıkarıldığı medya v.s. de öyledir.  Bu durum belki demokrasinin gayesine uygun değildir; ama şekline ve yapısına pek ala uygun olmaktadır. Sınırları iyi tayin edilmez ve doğru dürüst uygulanmazsa, özgürlük ve demokrasinin kendisi büyük bir tehlike haline gelir. Kurumlar zaafa uğrarsa yahut görevlerini hakkı ile yapamaz hale gelirse, demokrasi ve özgürlüğün varacağı yer anarşidir. Seçimden seçime, bunları düşünmeden demokratik görev yaptığına inanan halkımız, bilinçlendirilmelidir. Vatandaşımız işini bilir, gerekeni yapıyor deyip seçim merkezli ona değer vermek iyi niyetli bir tavır değildir. “ Demokratik bir anarşi” ye alıştırılmış bir toplumda, her türlü rezillik, özgürlük ve demokrasi adına yapılmaktadır. Hatta bu rezillikler, demokrasinin gereği gibi gösterilmektedir. Türkiye bunun tam bir örneğini yaşamaktadır. Her şey bir yalan ve kandırma mekanizmasına dönüşmüştür.  Yapılanlar haysiyet ile menfaatin değiş-tokuşudur.
     Bu düzenden sadece hile,  aldatmaca doğmaktadır. Bir de, adını kim koymuşsa güzel koymuş, “yandaş” doğmuştur. Gerektiğinde, “hayır böyle değil, doğrusu şudur” diyebilen danışmanlar yerine, “evet efendimci” yandaş danışmanlar iş başındadır. Menfaat için riyakârlığı sanat haline getirenler, devlet kademelerinin danışmanı, yani yandaşıdırlar. Medyada, iş hayatında, siyasette, bürokraside en acısı, hukukta ve güvenlik birimlerinde, yandaş türemiştir.
     Kamplaşmalar, emperyalist faaliyetler, artmıştır. Dış ve iç düşmanla işbirlikleri pervasızca yürütülmektedir. Etkililer ve yetkililer ve bazı cemaatler, sırlarını milliyetçilerle paylaşmıyor, başta batılılar olmak üzere bize düşman olanlarla paylaşıyorlar. Dinden dem vurup duruyorlar ya, söyleyelim, Kuranı Kerim şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Kendi dışınızdakileri sırdaş edinmeyin, çünkü onlar size kötülük etmekten asla geri durmazlar, hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Kin ve düşmanlıkları, ağızlarından belli olmaktadır. Kalplerinde sakladıkları ise daha büyüktür.”  (Al-i İmran-118) bu ayeti, “Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin” ayetleri ile birlikte düşününüz. Bazı problemlerin, yanlışlıkların, sıkıntıların çözümü, bize düşmanca davranan küresel güçlere sığınmak ve onlarla işbirliği yapmak mıdır?
    Adından başlayarak Türk’ün hayatına kastetmeye çalışanlar, yüce İslam dinini, çirkin niyetleri için alet edenler, tasarladıklarını daha rahat uygulayabilmek için yeni bir anayasa peşine düşmüşlerdir. Milletimiz elbette daha iyi bir Anayasayı hak etmektedir. Ancak güzel ambalaj içinde sunulmak istenen sinsî planları da irfanıyla fark edecektir.
    Güzel vatanımızda, ayyıldızlı bayrağımızın gölgesinde dilimizi, dinimizi, millî birlik ve bütünlüğümüzü koruyarak ilelebet hür ve mutlu yaşamak azmi ve kararlılığını devam ettiren Yüce Türk Millet’i kimliğine de Devletine de sahip çıkmasını bilecektir.
  
         Saygılarımızla.

                                                                                                          Türk Düşünce Hareketi 

                                                                                                                        Adına

                                                                                                             Hayrettin NUHOĞLU

                                       
Haberleşme Adresi:
- Süleymaniye, Şifahane Sok. Nu : 6
  34430 Fatih – İSTANBUL
- Belgegeçer : (0212) 526 18 91
- E- Posta: hayrettinnuhoglu@superonline.com
Türk Düşünce Hareketi Merkez Heyeti: Abdullah ÇİFTÇİ, Abdullah KEDEROĞLU, Doç.Dr. Emin IŞIK, Hasan ALBAY, Hasan KÜLÜNK, Hayrettin NUHOĞLU, İbrahim OKUR, Kemal ATA, Mehmet GÖZAY, Özdemir ÖZSOY, Remzi YILMAZ, Sedat ÖZALTIN, Yaşar SARI, Prof.Dr. Yümni SEZEN ve Prof.Dr. Zeki ARSLANTÜRK