Mektup 29

TÜRK DÜŞÜNCE HAREKETİ
TÜRK MİLLİ EĞİTİMİ ve GELECEĞİMİZ
Değerli arkadaşımız,
Biliyoruz, Türk Düşünce Hareketinin mutat mektuplarını sabırsızlıkla bekliyorsunuz. Geciktiğimizin biz de farkındayız; ancak ülkemizde öyle olaylar cereyan ediyor ki peşlerinden koşmaktan yazmaya zaman kalmıyor. Açıkçası ülkemiz varlık veya yokluk sınırında bir problemler yumağı haline gelmiştir: Bunlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz.
1. Devletimizin kuruluş felsefesi, millî devlet olma yapısı tartışmaya açılmıştır.
2. Etnik ırkçılık ve ayrılıkçılık körüklenirken Türk olmanın küçümsendiği bir sürece girilmiştir.
3. Türkiye'yi temelden değiştirerek tanınmaz hale getirici Anayasa çalışmaları hız kazanmıştır. Türk kelimesi Anayasadan ve milletvekilliği yemininden çıkarılmaya çalışılmaktadır.
4. Türkiye'de birlik ve beraberliği parçalayacak, Türkçe'nin yanında ikinci bir resmi dil çalışmalarından olan Türkçe–Kürtçe sözlük, Atatürk'ün kurduğu Türk Dil Kurumu'nda yazdırılmaktadır.
5. Küreselleşme, demokratikleşme ve açılımlar adı altında etnik, dini ve kültürel ayrışma millî birlik ve bütünlüğü sarsmaya başlamıştır.
6. Millî Bayramlar sulandırılmıştır. Bu suretle Millî Egemenlik ve Millî Devlet tartışmaları hız kazanmıştır.
7. Habur rezaleti ile başlayan terör örgütü ile müzakereler Oslo'dan sonra artık açıktan sürdürülmektedir.
8. Anadilde savunma yolu ile yargı dilinin Türkçe dışına açılarak egemenlik haklarımıza saldırılmaktadır.
9. Yeni Vakıflar Yasasının çıkarıldığı, yabancılara mütekabiliyeti dışlayan toprak satışların adeta serbest bırakıldığı, mahalli dilin seçmeli ders yapıldığı, cami hutbeleri dâhil kamusal alanlarda Türkçe'ye ortak arandığı bir dönemden geçiyoruz.
10. Bazı belediyeleri derebeylik ve devletçik haline sokarak federal yapıya geçmeye yol açacak Yerel Yönetimler Yasası çıkarılmıştır.
11. Türkiye'nin Balkanlar'da, Kafkaslar'da, Ortadoğu'da ve Avrasya'da siyasî ve kültürel tesirliliğini zayıflatıcı, yok edici gaflet ve ihanetlerin sergilendiği bir resim ile karşı karşıyayız. Çelişkilerle dolu bir dış politika sıfır sorun yerine tehlikelerle dolu bir sorunlar yumağına dönüşmüştür.
12. Türkiye, Irak, Suriye ve İran'dan toprak çalarak küresel gücün kontrolünde kurdurulmak istenen gecekondu devlet için çalışmalar hızlandırılmıştır.
13. Ekonomide, kapanamayan cari açık sıcak para girişi ile örtülerek kırılganlık devam ederken ülke kaynakları özelleştirme adı altında adeta peşkeş çekilmektedir.
14. Alt yapısı henüz olgunlaşmadan, pedagojik olarak da tartışmalı 4+4+4 sistemine alelacele geçilmiş okullarımız tam anlamıyla tarumar edilmiştir. Eğitim sisteminde var olan sorunlar daha da artmıştır.
Bütün bu problemlerin temel sebebi eğitim sisteminin millî olmamasıdır. O sebeple bu mektupta sizlerle Türk Millî Eğitiminin meseleleri üzerindeki düşüncelerimizi paylaşmak istiyoruz.
Türk Milleti insanlık tarihi içerisinde varlığını devam ettiren en eski milletlerden birisidir. Milletler aydınları ile ışık bulurlar. Aydının birinci özelliği eğitilmişliktir. En az bunun kadar önemli olan bir özelliği de ferasetidir. Aydın, ışığı bu feraseti ile halka götürür. Eğitim bir ışıktır, ışık sönerse halk karanlığa gömülür; ancak ışığı halkın feraseti yeniden ateşleyebilir. Buna karşılık ferasetsiz aydın milleti öldürür ya da başka milletlerin esiri yapar.
Aydın yaratmada eğitimin oynadığı rolü konu edindiğimizde siyaset kurumunun ve toplumsal sistemin eğitim yoluyla nasıl şekillendiğini de vurgulamış oluruz. Sosyal bütünleşmeyi sağlama ve gelişmiş bir toplum yaratmada eğitim, toplumların hayatında önemli rol icra eder. Bu nedenle devletler öncelikle eğitim sistemlerini düzenlerler. Bu sistem, o toplumun sosyal, kültürel, politik ve ekonomik özelliklerine uygun olarak kurulur ve gelişir. Sosyal değişmelerin bu düzenlemeleri etkilemesi tabiidir. Eğitim sistemleri toplumsal değişmenin etkisi altında şekillendiği gibi, aynı şekilde milletler ve devletler eğitim sistemleri ile tarihi süreçte yerlerini almaktadırlar. Demek ki eğitimin millîliği milletlerin kaderini belirlemektedir. Daha açık bir ifade ile eğitim, kesinlikle millî olmalıdır. Bu açıdan bakarsak;

 Türk eğitim sisteminin, Türk Milleti temelli bir millî devlet yaratmada, başarılı olduğu söylenemez.
 Devleti ve iktidarı elinde bulunduranların Türk toplum sistemi ile ilgili düşüncelerinde kafaları karışık, davranışları tutarsızdır.
 Türk eğitim sisteminin felsefi temelleri doğru tespit edilmiş olsa da ilkelerin sisteme dâhil edilmesinde ideolojik yönelimler problem oluşturmuştur.
 Eğitimin günlük siyasete alet edilmesi eğitim sistemini yaz-boz tahtasına çevirmiştir.
 Eğitimin kültür aktarma görevini yerine getirememesi, aydın-halk ikileminin devam etmesine sebep olmaktadır.
 Din eğitimi problemlerinin çözülememesi, dinin istismar edilmesini devam ettirmektedir. Bu da birilerinin işine gelmektedir.
 Ders kitaplarına giren siyasi propaganda ve küresel güçlerin istekleri doğrultusunda millîlik vasfı sistematik olarak sulandırılmıştır.

Millî eğitim politikasını uygulayacak olanlar kadrolardır. Bu kadrolar, millete hizmet merkezli eğitilmiş, bilimin ışığında yürüyen kadrolar olmalıdır. Daha net ifade ile dünya anlayışı olan; dünyanın geleceği nereye gitmektedir, Türkiye burada nasıl bir tavır alacaktır, Türkiye'de yaşayan insanların hayatı nasıl bir hayat olacaktır? gibi meselelere basmakalıp biçimde değil, millî bünyeye uyumlu düşünceler geliştirebilecek bir hareket içinde olunması, Türk Milletine hayat verecek ve onu çağlar üzerine taşıyacaktır. Türk eğitim sisteminde rol alan kişilerin bu özelliklere sahip olup olmadığı tartışmalıdır.
Ülkemizde eğitim bilimi ile uğraşan binlerce sayıya ulaşmış akademisyen vardır. Bunların ne yaptıklar merak konusudur? Ya siyasiler ve eğitim politikalarına yön verenler bunlara güvenmemektedir ya da siyasilerin başka hedefleri vardır. Bize göre her ikisi de doğrudur. Türk eğitim sisteminde rol alan kişilerin millîlik vasfında zâfiyet vardır. Bu nedenle, Türk gençleri Türk milletinin millî, ahlakî, ailevî, insanî, manevî ve kültürel değerleri benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve her zaman yüceltmeye çalışan; insan haklarına saygılı bireyler olarak yetiştirilemiyor. Yolsuzluk ve hırsızlık yapanlar, cana kıyanlar, millî ve manevî değerlerimize savaş açanlar, devlet ve milletin birlik beraberliğini bozmaya çalışanlar bu eğitimin ürünüdürler.
Gençlerin vicdanlarına yatırım yapılmalıdır. Vicdanlara ahlâkı yerleştirmenin yolları bulunmalıdır. Bireysel hak ve özgürlükler adı altında ayrışmalara zemin hazırlayacak faaliyetlere müsaade edilmemelidir. Geleceğimizin teminatı olan ülkemiz çocuklarına ortak değerlerimizi öğretmek zorundayız. Eğitimde ortak bir hedefin olması, tek tip insan yetiştirmek değildir. Buradaki amaç, aynı topraklar üzerinde yaşayan insanların ortak değerler etrafında birleşerek sevgi, saygı ve mutluluk içinde kardeşçe yaşaması, millet olma şuurunu taşıması ve her zaman dayanışma içinde olmalarıdır. İnsanların toplumsal varlıklar olduğu düşünüldüğünde bu amaç, hem insani hem de tabiidir. Herkesin, kabiliyetine göre eğitim alması en tabii hakkıdır. Ancak bu hak kullanılırken devletin, milletin birlik ve beraberliğine zarar verecek etkinliklere kesinlikle müsaade edilmemelidir.
Ayrıca eğitimde öğrencilerin bireysel kabiliyet ve yetenekleri esas alınırken üstün yetenekli çocuklarla normal seviyedeki çocukları da ayırmak gerekir. İnsancıl bazı yaklaşımlarla hepsini aynı sınıflara koymak o çocuklar için bir haksızlık ve ülke için bir kayıptır. Üstün yetenekli çocuklarla ilgilenen özel kurumları devletin yakından takip etmesi ya da bu işi kendinin üstlenmesi gerekir. Bu çocuklarımızın yabancı ülke insanlarının eline geçmesi ülkemiz için ciddi bir kayıptır.
Öğretmenlik insana şekil verme sanatıdır. Bu, oldukça zor bir sanattır. Herkes sanatçı olamıyor. Dolayısıyla her önüne gelenin bu mesleği icra etmesi mümkün değildir. Devlet, öğretmen yetiştirme ile ilgili ciddi ölçüler belirlemelidir. Öğretmenlerin devletin felsefesini ve toplumun ortak değerlerini benimsemiş olması önemlidir; çünkü öğretmenler bir noktada toplumu inşa eden sosyal mühendislerdir. Öğretmen yetiştirme ve seçme Türkiye'nin güvenliği kadar önemlidir. İyi bir öğretmen elinde kötü bir öğrenci şanslıdır, fakat kötü bir öğretmen elinde iyi bir öğrencinin hiçbir şansı yoktur.
Öğretmenlik mesleği cazip hale getirilmelidir. Bunun için öğretmenin özlük hakları ile ilgili iyileştirilmelere gidilmeli, toplumsal mevkii kuvvetlendirilmelidir.
Yapılan öğretim programlarında millî hassasiyet her zaman göz önünde bulundurulmalıdır. Bilginin milliyeti yoktur. Ülke çocukları evrensel bilgilerle donatılmalıdır; ancak bu bilgiler toplumun millî ve manevî köklerinden kopmadan verilmelidir. Yani dilimizi, dinimizi, ahlakî değerlerimizi, tarihimizi, musikimizi kısaca kültür ve sanatımızın bütün inceliklerini, özelliklerini ve güzelliklerini çocuklarımıza öğretmeliyiz.
Neticede öğretmen kendisine verilen bir programı icra etmektedir. Bu sebeple müfredat programı çok iyi planlanmış ve üzerinde iyi çalışılmış bir program olmalı ki kazanan ülke çocukları olsun. Son millî eğitim şurasında alınan tavsiye kararlarından bazıları ve özellikle İstiklal Marşı ve Andımız konusunda gevşetme ve sonra tamamen kaldırma girişiminden derhal vazgeçilmelidir.
Devlet okulları yaz aylarında da açık olmalı ve işlevsellikleri halk eğitimine açılmalıdır. Eğitimle ilgili kanun yönetmelik ve genelgeler sürekli değiştirilmemelidir. Millî eğitim partiler üstü bir yapıya sahip olmalıdır. Gelecek öğretim yılında uygulanması için çıkartılan kılık kıyafet genelgesinden de vazgeçilmelidir.
Ülkemizdeki yabancı dil öğretimi tekrar gözden geçirilmelidir. Bir ülkenin bütün fertleri yabancı dil öğrenmek zorunda değildir. Zaten öğrenilememektedir; ancak önemli bir zaman ve sermaye heba edilmektedir. Yabancı dil ya seçmeli olmalı ya da dil okulları açılmalı ve isteyenler öğrenmelidir.
Ülkemizde din adına birçok problem üretilmektedir. Bu problemlerin bahane edilerek din üzerinden menfaatlerin öne çıkarılması problemlerin çözümüne engel olmaktadır. Türkiye'de bir din eğitimi probleminin olduğu doğrudur; ancak çözüm yollarında yanlışlıklar yapılmaktadır. Daha açıkçası ülkemizde din eğitimi problemi sırf İmam-Hatip Okulu problemi değildir. Bugün ülke siyasetine yön verenler İmam-Hatip Okulu problemini öne çıkartarak arka bahçe oluşturma ve geliştirme amacını güttükleri görünümü vermektedirler. İlköğretim okullarından bu yıl başlatılan Kuran okuma ve Peygamberimizin hayatı dersleri isabetli bir karardır.
Bu coğrafyada ve bu Ülke'de ilelebet Müslüman TÜRK kimliğimizle hür ve mutlu olarak yaşamak istiyorsak; bilimsel açıdan donanımlı, soran, sorgulayan, tartışan, düşünen, arayıp bulma becerisine ulaşmış, millî ve manevî değerlere ve adalet duygusuna sahip, cesur, sağlıklı ve akıllı nesiller yetiştirmek herkesin görevi olmalıdır.
Saygılarımızla.


Türk Düşünce Hareketi Adına
Hayrettin NUHOĞLU








Not: PTT ve kargo ile ulaşılan arkadaşlarımızın varsa e- posta adreslerini göndermeleri rica olunur.


Haberleşme Adresi:
- Süleymaniye, Şifahane Sok. No: 6
34430 Fatih – İSTANBUL
- Belgegeçer : (0212) 526 18 91
- E- Posta: hayrettinnuhoglu@superonline.com
: hayrettinnuhoglu@gmail.com
TÜRK DÜŞÜNCE HAREKETİ Merkez Heyeti: Abdullah KEDEROĞLU, Doç.Dr. Emin IŞIK, Hasan ALBAY, Hasan KÜLÜNK, Hayrettin NUHOĞLU, İbrahim OKUR, Kemal ATA, Mehmet GÖZAY, Özdemir ÖZSOY, Remzi YILMAZ, Sedat ÖZALTIN, Yaşar SARI, Prof.Dr. Yümni SEZEN ve Prof.Dr. Zeki ARSLANTÜRK