Mektup 32

TÜRK DÜŞÜNCE HAREKETİ

10.03.2015
Değerli arkadaşımız,

Türk Düşünce Hareketi olarak bugüne kadar kaleme aldığımız pek çok mektupta, eğitim meselemiz üzerinde durduk. Milli meselelerimizin başında gelen eğitime yönelik bu duyarlılığımız, zaman ilerledikçe daha bir önem kazanmıştır. Çünkü ele aldığımız problemler artarak devam etmektedir. Bu çerçevede, eğitimin fert ve toplum hayatındaki önemi eğitimin milliliği, din eğitimi ile ilgili sorunlar, aile ve eğitim, yabancı dil eğitimi ve öğretimi gibi konularda farkındalık oluşturmaya çalıştığımız bu mektuplar zincirine yeni bir mektubumuzu ekliyoruz.
Meseleye şuradan başlarsak, onun hayati önemi ve geldiğimiz vahim durum daha iyi anlaşılacaktır. Bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti birileriyle anlaşma imzalamaktadır. Anlaşmalar, iki ayrı devlet ve millet, iki farklı siyasi ve sosyal grup arasında olur. Anlaşma masasına oturduğumuza göre, bu farklılıkları peşinen kabul ediyoruz demektir. Yapılan bu anlaşma, işçi ve işveren anlaşmasına benzemiyor. Çünkü işin içinde silah ve silah bırakma var. Bu anlaşma devlet kurumları ile sivil toplum kuruluşları arasında yapılan bir anlaşmaya da benzemiyor. Bir şirketle yapılan yatırım işi de değildir bu. Bu 30 Ekim 1918’de 25 maddelik anlaşma metni olan Mondros Mütarekesine benzemektedir. Tam 97 yıl sonra kimler hangi hesabı yapıyor? Şöyle ki; bir milleti ikiye ayırıp, bir devleti iki parça farz edip yeni millet, vatan ve kimlik tanımı, silahları bırakma ve özgürlük hakkı, nihayet taşıdığı potansiyel bakımından bağımsızlık tanıma hakkı olarak ele alınmaktadır. Peki, taraflar kim? Devleti yönetenler ile terör örgütü lideri ve ona bağlı siyasi ve dağ kadroları. Anlaşmaya oturan şahıslar kim? İki tarafın, aynı eğitim sisteminden geçmiş okumuşları. İşin vehametini eğitimimizin verdiği dehşetengiz sapmaları görebiliyor muyuz? Hani eğitim milliydi? Milli Eğitimin başındaki milli, bir kelimeden ibaret kalmıştır.
Demek ki eğitim öğretimimiz hem milli değildir, hem de birçok psikolojik ve sosyal hastalığı taşımaktadır. Bu kısa mektupta ayrıntılarıyla ve bilimsel çerçevesiyle meselenin üzerinde durmamız mümkün değildir; ama ana hatlarıyla ve başlıklar halinde ele alacağımız yönlerini sizlerle paylaşmak gerektiğine inanıyoruz.
Cumhuriyetin ilk yıllarında tespit edilmiş olan milli eğitim sistemimizin ilkeleri ve hedefleri ile bu istikamette oluşturulan uygulamaya yönelik düzenlemeler arasında zamanla çok ciddi açıklar oluşmuştur. Gittikçe kendine yabancılaşma artmış, yani milli, kültürel, dini uzaklaşmaya, yozlaşmaya maruz kalınmış ya da istismarlar boy göstermiştir. Ayrıca dünyada ve ülkemizde yaşanan sosyal, siyasal, ekonomik, bilimsel, teknolojik ve kültürel değişmeler güçlü eğitim reformlarıyla sosyo ekonomik kalkınma ve refah düzeyini artırabilecekken bugünki eğitim sistemimiz özellikle milletimizin, yaşadığı hızlı değişim süreci içerisinde sosyal gelişmeler adına yetersiz kalmıştır. Kurumsal yapılanmalardan yasal düzenlemelere ve müfredat içeriklerine varıncaya kadar aziz Türk Milleti’ni XXI. yüzyıla hazırlaması gereken eğitim sistemimiz, yıllardır birikerek büyüyen sorunlarından dolayı, insanımızı geleceğe hazırlamak şöyle dursun, onun önünde bir engel olduğu anlayışı yaygınlık kazanmıştır.
Ülkemizde her iktidarın değişmesiyle her şeyin sil baştan yapıldığı müzmin şikâyet konularımızdan biridir. Bu şikâyetten en çok nasibini alan da Milli Eğitim Bakanlığımızdır. Her bir bakanın birbiriyle çatışan uygulamalar getirmesi hangi iyileşmeleri sağlamıştır? Milletin istikbalini öngörebilmede deneme yanılma yoluyla sonuca gidilemeyeceği aşikârdır. Maalesef genç nesiller kurban edilmekte, milletin emaneti kötü yolda kullanılmaktadır.
Debdebe ve şaşaa ile reklam edip başlattıkları sözde asrın projelerinin fiyasko ile sonuçlandığını yaşayarak görüyoruz. Algı operasyonu denen allama ve pullamalarla ilerleme safsataları bombardımanı karşısında kaldık. Bugünkü eğitimden sorumlu baronlarımızın ağız-larında pipet, ellerinde süt şişeleri, suni bir tebessümle poz verirken ne kadar iğreti bir yüz ifadesiyle kameralara baktıklarını görebilirsiniz.
Ayrıca eğitim çalışanları tamamen siyasileştirilmiş durumdadır. Okul ve kurumlarda görevlendirilen yöneticilerin belli bir sendikaya mensup kimselerden olmasının makul bir izahı yoktur.
Eğitimde temel alan ve unsurlar insan, kurum ve programdır. İnsan unsurunu öğretmen, öğrenci, veli teşkil eder. Kurum; okullar ve diğer teşkilatlardır. Öğrenci, eğitim-öğretimin etkisinden çok sokağın, medyanın hâkimiyetinden kurtarılamamış, çağdaşlık diye magazin ve dedikodunun, albenili dünyanın esiri edilmiş, bunları aşabilecek bir eğitim verilememiştir. Arka bahçe olarak görülen okulların hızla çoğaltılarak çare aranması sinsi bir siyasi plandan öteye geçememiştir. Öğretmenin durumu içler acısıdır. Dünyanın en kutsal işini yapacak olan bu meslek sahibine karnını doyuracak bir imkân bile sağlanmamıştır. Ona tepeden bakanların da onun ürünü olduğu çelişkisi yaşanıp durmuştur. Programa gelince, insanî, millî, çağa uygun hedefleri yakalamada aciz kalınmış, nasıl bir insan tipi yetiştirmenin programı olduğu hala anlaşılamamıştır.
Anaokullarına kadar inen bir yabancı dil öğretimi, hele yabancı dille eğitim, faciaların en büyüğüdür. Yabancı dil kime lâzım olacaksa, belli bir öğretim kademesinde ona verilir. Bir yabancı dil seferberliği yürütmek, peşinen sömürge ülkesi olmanın göstergesidir. İngilizce gibi bir başka dilin dünya dili olduğuna teslim olmaktır. Gönüllü sömürge olmanın akıbetlerini dünya görmüştür.
Dertler o kadar çok ki çirkin ve zalim bir kapitalizme dönüşen düzen, her alanda olduğu gibi eğitim alanında da boy gösteriyor. Teknolojiye yapılan yatırım amacına ulaşmıyor. Şunu unutmamak gerekir ki eğitim paydaşları içinde en çok yatırım yapılması gereken öğretmendir. Bu aynı zamanda öğrenciye ve milletin geleceğine yatırım yapmak demektir.
Eğitim bu dönemde olduğu kadar hiçbir dönemde tarihi, milli, ahlaki, dini, hukuki ve insani zeminde kayma yaşamamış, kaos ortamına düşmemiştir. Başta öğretmen ve diğer eğitim paydaşları hiç bu kadar mutsuz ve umutsuz olmamıştır.
Bir milli seferberlik başlatılmalıdır. Aksi takdirde milli eğitimle birlikte Milletimiz fitne, kargaşa ve parçalanmaya doğru sürüklenmektedir. Kurtuluş tam anlamıyla Milli Eğitimle mümkündür; çünkü eğitim her şeyin temelidir. Eğitim-öğretim parti siyasetinin ve partizanlık tutumunun baskısından kurtarılmalı, partiler üstü istikrarlı, ilkeli, milli siyasetin, bilimin ve uzmanların emrine verilmelidir.
Türklük duygusunu temelden yok etmeye yönelik bütün kararlar iptal edilerek Milli Eğitim temel kanununda yer alan hususlar ile Anayasanın başlangıcındaki kuruluş felsefesi yeniden tesis edilmelidir.
Ülkemiz bir seçim dönemine girmiştir. 7 Haziranda yapılacak olan 25. Dönem Milletvekili Genel Seçiminin Türk Milletini tehdit eden bütün hususlardan kurtuluşunu sağlayacak sonuçların çıkması en büyük arzumuzdur.
Sonuçların Ülkemize ve Milletimize hayırlı olması temennisiyle size ve ailenize sağlık, mutluluk ve esenlikler dileriz.
Saygılarımızla.


Türk Düşünce Hareketi Adına Hayrettin NUHOĞLU

İletişim Bilgileri:
-Telefon : (0216) 445 49 07/08
- Belgegeçer : (0216) 445 49 39
- E- Posta: hayrettinnuhoglu@superonline.com
: hayrettinnuhoglu@gmail.com