Mektup 4

TÜRK DÜŞÜNCE HAREKETİ


      Değerli Arkadaşımız,
      Son mektubumuzdan bugüne biraz zaman geçti.Bu süre zarfında bir takım hazırlıklar yaptık.Bu hazırlıklardan biri, İstanbul’da bulunan aynı düşünce eksenindeki vakıf ve derneklerin yetkililerini bir araya getirerek yaptığımız istişare toplantısıydı.Diğeri ise, sayıları giderek artan “düşünce gurupları “nın, içinde eski arkadaşlarımızın bulunduğu bazıları ile yaptığımız “işbirliği yöntemi” konulu toplantılardır.Bu toplantılar, halen tamamlanmış değildir.
     Vakıf ve dernek yetkilileri ile yaptığımız genel toplantıda birçok değerli görüş ortaya çıkmıştır.Bunlardan ikisi özellikle kayda değerdir.Sonuç niteliği de taşıyan bu görüşlerden biri,“önemli konularda eşgüdümlü faaliyetlerin örgütlenmesi” konusudur.İkinci konu, “kitap kulübü” konusudur.Buna göre; önemli konuları ayrıntılı incelemek üzere takım çalışmaları başlatmak ve ortaya çıkan eserlerin dağıtımını “önceden” belirlemek, güncel konularda etkin ve tutarlı görüş oluşturmamıza yardımcı olacak yayınlanmış eserleri üyelerimize ulaştırmak ve yayınlanmamış olanların önündeki maddi ve manevi engelleri kaldırmak istenmektedir.
     Özellikle bu konuda, sizlerden, nasıl katkıda bulunabileceğiniz hakkında görüş bildirmenizi beklemekteyiz.Faaliyetlerimizin etkin bir alt yapıya kavuşturulması için sürdürülen çalışmalara katılacağınızı ummaktayız.
     Saygılarımızla.
                                                                                                                              Türk Düşünce Hareketi
                                                                                                                                             Adına
 

Haberleşme Adresi:
1- Süleymaniye, Şifahane Sok. Nu: 6 34430 Eminönü - İSTANBUL
2- Belgegeçer : 0 (212) 526 18 91
3- E- Posta     : hayrettinnuhoglu@superonline.comBu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

     Değerli Arkadaşımız !....
     Türkiye, toplum tarafından yaygın olarak paylaşılan yanlışlar üzerine inşa edilen siyasetin kurbanı olma noktasına gelmiştir.İçinde bulunduğumuz dönem, “yanlışların gerçek sahibine dönmesi süreci” olarak nitelendirilebilir.Belirsizliklerin çevrelediği bir tünelde yol almaktayız.Öbür uçtaki ışığı görebilmek için “ortak akıl” geliştirmemiz gerekiyor.Yaşanmış bütün tecrübeleri süzgeçten geçirecek gelişkin bir akıla ihtiyacımız var.Söz konusu ortak akıl bizi farklı frekanslarda söylenmekten kurtarmalı.Bu konuda ilk görevin aydınlara düştüğünü herkesin kabul edeceğini umuyoruz.Aydınlar, kendi durumlarını, bilgi ve tecrübelerini yeniden değerlendirerek, adeta yeni baştan işe koyulmalı.
     İdeolojiler çağının başlangıcından bu yana, aydın faaliyetleri gözden geçirilecek olursa, çeşitli ülkelerde ve dönemlerde ortaya çıkan çabaların, iki uç nokta arasında bir dağılım sergilediğini görürüz.Birinci uç, Rusya’da, Sovyet ihtilali’ nin gerçekleşmesini mümkün kılan aydınların ortaya çıkardığı tecrübedir.Bunlar, ihtilalden sonra gerçekleşmesine katkıda bulundukları yeni düzende, önceliği kendi konumlarını güçlendirmeye vermişler ve gücü ele geçiren yeni egemenlerin otoritelerinden pay istedikleri için tamamıyla tasfiye edilmişler; kimi kurşuna dizilmiş, kimi zindanda ölmüş, kimi de Sovyet kalkınması adına kazma-kürek işlerinde görev verilerek toplama kamplarına gönderilmişlerdir.Öyle ya da böyle, yeni egemenler, çok şey borçlu oldukları aydınların güçlerine ortak olmasını kabule yanaşmamıştır.İkinci uç, Mussolini İtalya’sında ortaya çıkan aydın tecrübesidir.Bunlar, seslendirdikleri düşünceleri ile Mussolini gibi birini “üretmişler” İtalya bir maceradan diğerine sürüklenmiş; buna karşılık, ortaya çıkan zarar ziyandan aydınlar hiç etkilenmemiştir.Aksine, Mussolini ortadan kalktıktan sonra, hep birlikte, ortaya çıkan yeni durumun sağladığı imkanlardan faydalanarak kendi konumlarını güçlendirmek adına yeni söylemlere sarılmışlar, mazilerini hatırlamaz olmuşlardır.Elinizdeki mektubun çerçevesi, bu konuda daha geniş değerlendirme yapmamıza imkan vermiyor.Bunun yerine, verdiğimiz iki referans noktasından hareketle, “Türkiye aydınları “ ile ilgili geniş değerlendirmeyi sizlerden bekliyoruz.
     Bir toplumsal uzlaşmadan söz edilecekse eğer, bu konuda bir ön mutabakata öncelikle ihtiyaç olduğuna inanıyoruz.Ülkemizde, cumhuriyet kurulalı beri hatta çok daha öncesinden aydınlar konuştukça olaylar da konuşmuştur.Olayların anlattıkları ile aydınların anlattıkları birbirini doğrulamamıştır.Buna rağmen, aydınlar inadından vazgeçmemiş, yeni gözlemlere ve yeni tecrübelere itibar etmek yerine, gıdasını bizim gerçeklerimizle bağı kurulmamış felsefi söylemlerde aramayı sürdürmüştür.Eğer, gözlem ve tecrübeler doğrulanmış olsaydı, aydınların kendi konumlarını güçlendirecek yeni yollar arama çabalarını davalarının bir gereği saymak mümkün olabilirdi.Türkiye, hayallerimizle uyumlu bir düzen yerine, mahiyetini açıklamakta güçlük çektiğimiz bir yapı içinde yuvarlanıyorsa; bu, yeni fikirlerin gerçek adına değil de sahibinin konumunu pekiştirmek ve gücüne güç katmak adına ortalığa fırlatılmış olması yüzündendir.Bu süreçte, Türk aydını, kavgayı kesecek fikirlerin peşinde olmamış, ortak akıl geliştirme kaygısı taşımamış, rakibini tasfiye ederek galip çıkma sevdasına kapılmış ve kurnazlıkta büyük hüner sergilemiştir.Neticede, ne Türkiye’nin konumu ne de aydının konumu güçlenebilmiştir.Her şeyin önce düşüncede başladığını idrak edebilen herkes, gerçeğe saygı gösteren düşüncelerin geliştirilmesinin 21. yüzyıla devredilmesinin sebebinin burada olduğunu kabul edecektir.
     Bir düşüncenin değeri, sahibinin kendisini gerçeğe ne ölçüde adadığı ile çok yakından ilgilidir. Ne var ki , ülkemizdeki gündemin bulanık rengi bu gerçeğe güvenmemize imkan bırakmıyor.Güncel dengeler içinde konumunu muhafaza etmek adına eğilip bükülmüş sözler, haklı eleştirileri savuşturmak için söylenen sözler, karşısındakinin düşüncesini saçmaya indirgeyerek sahibine yol açmaya yarayan sözler, makamını borçlu olduğu kişilerin ayıbını örtmek için gerçekleri çarpıtan sözler, kameramanın yakaladığı ilginç görüntülere uygun düşsün diye üretilmiş haberler, medya patronunun çıkarına uygun düşen konularla bezenmiş haberler, cambaza baktıran sözler , sorunları çözüyormuş gibi bir sahte izlenim doğuran sözler, içine bir miktar gerçek yerleştirilmiş düzmece haberler, suçu başkasına yıkmak için tasarlanmış demeçler, oyları çalmak için sarfedilen vaatkar sözler, kaçak güreşenlerin merkezi kimselere kaptırmamak için başvurduğu çene oyunları, ortak akıl geliştirmemizi alabildiğine engelleyen ve ülkemizin gündemini, ağırlığı olan her türlü fikri kolayca yutan bir bataklığa çeviren enerjik tavırlardır.
     Ülkemiz, yıllarca önce, ortak akıl geliştirmemizi kolaylaştıracak tutarlı bir gündeme kavuşmalıydı.Hem iç hem de dış şartlar bunu burnumuzun dibine kadar dayatmıştı.Bunu vazgeçilmez olmaktan çıkaran borçlanma politikaları olmuştur.Soğuk Savaş boyunca semiren Vatansız Para Piyasası, doksanlı yıllarda değişimin dayanılmaz baskısından kurtulmak isteyenlerin can simidi olmuştur.Soğuk Savaş döneminin kemikleştirdiği toplumsal ve endüstriyel yapılanmanın merkeze yerleştirdiği egemenler, değişimin çağrıştırdığı belirsizliklerden kendi gelecekleri adına kuşku duymuş ve siyasi otoriteyi iç ve dış borçlanma istikametinde yönlendirerek konumunu muhafaza edebilmiştir.Bu süreçte, medya patronları tam destek sağlamış ve çenebaz entelektüelleri istihdam ederek zihinleri bulandırmıştır.Ülkemizde, sorunların yumuşak tedbirlerle çözülmesinin mümkün olduğu koskoca bir on yıl böyle harcanmış, siyaset sahnesinin bildik simaları iki yüz milyar doları aşan dış borç mukabili sahnedeki yerlerini kimselere kaptırmamışlardır.
     Önümüzdeki yıllar, keskin köşeli siyasi ve ekonomik kararlara gebe yıllardır.Gerçeği bütün çıplaklığı ile kavramış siyasi kadrolara ve yüksek düzeyde karizmaya, gücünü bilgi ve tecrübeden alan cesarete ihtiyaç vardır.Kaybolacak her yıl daha daha keskin köşeli kararlara davetiye çıkartacaktır.Buna bağlı olarak da sorunların üzerine gitmek için gerekli cesaret de her geçen gün kırılmaktadır.İşte tam bu atmosferde sahnedeki yerini yine kaptırmak istemeyen zümreler tarafından “AB aşkı” devreye sokulmuştur.Her geçen gün ve her fırsatta, AB, sorunlarımızın çözümü için çare olarak sunulmakta, yanlış bilgilendirme yoluyla kamuoyuna umut verilmekte, sonra da hayali menfaat aşılanmış insanlarla anketler düzenlenerek, yönlendirme laboratuarlarında “üretilmiş gerçekler” delile dönüştürülmek istenmektedir.

     Değerli arkadaşımız !
     Ülkemiz, yeni hataları telafi edecek imkanların tamamen ortadan kalktığı bir dönemde, sınırlı bir zümrenin menfaati adına, sonu baştan belli bir maceraya doğru bilinçli olarak sürüklenmektedir.Sizleri, bu konuyu, çevrenizdeki kimselerle enerjik bir ilgi ile enine boyuna tartışmaya, gerektiğinde sert tepkiler vermek üzere hazırlanmaya davet ediyoruz.
     Saygılarımızla.