Mektup 7

TÜRK DÜŞÜNCE HAREKETİ


     Değerli Arkadaşımız
     Ülkemiz üzerindeki tertiplerini artık çok iyi bildiğimiz şer odaklarının sahneye koyduğu planlardan biri de MİSYONERLİK faaliyetleridir.
     Milli kimlik konusunu tartışılır hale getirerek istiklalimizi, milli birlik ve bütünlüğümüzü yok etmek isteyen bazı siyasi güç odakları ile sanat ve iş çevreleri medya desteğini de sağlamak suretiyle milli direnci yok etmeye çalışmaktadırlar.
     Bizler nerede ve hangi konumda olursak olalım her zaman uyanık ve donanımlı olmak zorundayız. MİSYONERLİK konusundaki tespit ve görüşlerimizi sizlerle paylaşırken katkılarınızı beklediğimizi de belirtmek isteriz.
     Selam ve Saygılarımızla.
                                                                                                                    TÜRK DÜŞÜNCE HAREKETİ
                                                                                                                                        Adına
                                                                                                                           Hayrettin NUHOĞLU


Haberleşme Adresi :
1- Süleymaniye, Şifahane Sok. Nu : 6 34430 Eminönü – İSTANBUL
2- Belgegeçer : (0212) 526 18 91
3- E- Posta     : hayrettinnuhoglu@superonline.comBu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

     Değerli Arkadaşımız,
     Hayat nasıl devam ediyorsa,vatanseverlerin bütün ikaz ve gayretlerine rağmen Türkiye’mizin meseleleri de artarak devam ediyor.
     Bir çok meselenin siyasi kadrolarca ve mevcut aydınlarla çözülemeyeceği belliydi. Bugün, çözülmek şöyle dursun, gittikçe müzminleşen, azgınlaşan bir meselemizden, Türkiye’mizdeki MİSYONER faaliyetlerinden söz açmak istiyoruz. Bugünkü mektubumuzu, özel bir alana çevirmemizin sebebi, elbette önemli gördüğümüz içindir. Bazı meseleler, içinde yaşarken farkına varılmaz veya küçümsenir, kendimize güven gibi çoğu zaman yanlış psikolojilerle hareket edilir, fakat bir gün gelir ki iş işten geçmiştir. Bugün boğuşmaya bile takatimizin yetmediği dev problemler hep böyle başlamıştır.
     Batı bizleri Anadolu’dan çıkarıp Orta Asya’ya sürmeyi, çok ciddî şekilde programına almıştı, ama başaramadı. Çanakkale ve İstiklal Savaşları bu planı yıkmaya yetmişti.
     İstanbul ve Anadolu’dan söküp atmayı başaramayanlar, şimdi başka bir planın peşindeler. Orta Asya Türk Cumhuriyetlerindekiler dahil, özellikle Türkiye’deki Türkleri Hıristiyanlaştırmak. Bu faaliyet, Türklere yönelik özel bir faaliyet midir ? Protestanların, Katoliklerin dünyayı ele geçirme, Ortodoksların ökümenik (evrensel) olma planlarının bir parçası mıdır? Bunu tartışmanın ve anlamaya çalışmanın ne faydası var ki.Gerçek bir faaliyetle, silahsız haçlı seferleriyle karşı karşıyayız. Aslında silah da terkedilmiş değildir. Irak’a ve Afganistan’a Batılı gücün silahlarıyla yerleşmesi, misyonerlik için bir kale niteliğinde olmuştur. Tabiatıyla her zaman olduğu gibi maskeler hazırdır. Demokrasi, medeniyet vs. Bu bizim ölüm kalım savaşımız olabilir. Gaflete devam edersek vahim sonuçları beklemeliyiz. “Türkler Hıristiyan olmuş, dinsiz olmuş, bana ne!... ben kârıma, kazancıma, refahıma bakarım, Türkiye kalkınmış bir toplum olsun yeter” diyenlere bile söyleyecek çok sözümüz vardır. Eğer kimliğimizi muhafaza etmek istiyor, torunlarımızın ve onların torunlarının Hıristiyan olmasını istemiyorsak, bu işi ciddiye almalıyız. Ayrıca, unutmayalım ki, dün Hun Türkü olan ve Hıristiyanlaşan Macarlar, hâlâ Avrupa’da ikinci sınıf toplumdur.
     Dinsiz bir toplumun varolması mümkün değildir. Din, tarihî, sosyolojik, antropolojik ve psikolojik bir gerçekliktir. Her dinin mahiyeti kadar, aralarındaki ilişkiler de önemlidir. Özellikle büyük dinler arasındaki durum önem arz eder. Mücadeleler zaman zaman sıcak çatışmalar, zaman zaman da soğuk sataşmalar şeklinde olmuştur.
     Yahudilik mücadelesini, doğrudan din adı altında ve dini öne çıkararak yapmamakta, başka alanları mücadele vasıtası olarak kullanmaktadır. Hıristiyanlık bu mücadeleyi açıkça din için yapmakta, Hıristiyan toplumların yönetimleri ise, kültürel ve iktisadî sömürme için bundan istifade etmektedirler. Her zaman olduğu gibi insanlık, demokrasi, sevgi, medenilik istismarlarını eksik etmemektedirler. İslamiyet ise, bugün pasif durumda, savunmada ve mahkûmiyet altındadır. Buna rağmen yayılmaya devam ediyorsa, dinin yapısından, ferdî ve sosyal gücünden, manevî niteliğinden dolayıdır. Bugün İslam’ın yayılmasını destekleyen, organize eden hiçbir devlet yoktur.
     Hıristiyanlar her mezhebiyle atak durumdadırlar. Anadolu, onlara göre Hıristiyanlığın ikinci vatanıdır. Müslümanların işgaline son verilmelidir. Anadolu onlara vadedilmiş topraktır. On asırdır Avrupa’nın Anadolu üzerine çullanması bundandır. Sevr ile sonuçlandırılmak istenen bu çullanma işlemi Atatürk’ün önderliğinde millî mücadele ile bir kere daha geri itilmiştir.
     Batının mücadelesi devam edecektir. Türkleri Anadolu’dan kovmak mümkün olmasa da onlara göre, Türk Devleti’ni parçalamak ve Türkleri Hıristiyan yapmak mümkündür.
     Bilindiği gibi hastalık vücudun en zayıf anında girer. Bugün Türk toplumu, millî, dinî ve iktisadî reflekslerinin en zayıf olduğu zamanı yaşamaktadır. Millî mücadelede iktisadî refleksi zayıftı; ama, millî ve dinî refleksi güçlüydü. Bugün maalesef oldukça zayıftır ve her türlü propagandaya açık durumdadır.
     Türkiye’de ilk hedef İstanbul, Karadeniz ve Güneydoğudur. Her birinin kendine has sebepleri bulunmaktadır.
     Ortodokslar kimlik (Rum, Ermeni) yoluyla, Katolikler diyalog maskesi altında, Protestanlar laikliği, ferdî din tercihini istismar ederek faaliyet icra etmektedirler. Devletimizle milletimizin, ordumuzla dindar halkımızın arasını açmak, önemli taktiklerindendir.
     Misyonerlik, Türk toplumunun yalnız dinini değil, onunla birleşmiş olan kültürel kimliğini, tarihini değiştirmek istiyor. Devlet eğer o toplumun tabii devleti ise, kültürel kimlik ve sosyal şuur için tarafsız olamaz. Muhatabın işini kolaylaştırıcı politikalardan kaçınmak gerekir. Bunlardan biri şahsiyetsiz ve haysiyetsiz turizm politikası, özellikle inanç turizmi adı altındaki politikadır. Vatanımızı, millî kimlik ve değerlerimizi, tarihî mirasımızı, alınır satılır meta haline getirmekten, reklama ve kazanca kurban etmekten sakınmalıdır. Aynı kazancın daha fazlası şahsiyetli ve haysiyetli politikalarla elde edilebilir.
     AB gibi bir yerlere girmek için, kanun ve nizamımızı uyumlu hale getireceğiz diye misyonerlerin ve sömürgecilerin işini kolaylaştıracak yollar çok tehlikelidir. Hele bir takım kişi ve gurupları, devletin ve ordunun baskısından kurtarmak niyetiyle AB’ne, egemenlik haklarının devri anlamına gelecek gayretler affedilemez bir politikadır. Ayrıca, misyonerlik faaliyetlerini de azdırmaktan başka bir işe yaramaz. Bunun zıddı da son derece çirkin ve tehlikeli olur. Dinden kurtulmak için batılılaşma sevdasına kapılmak akıllıca bir hareket değildir. Çağdaşlaşma sadece batılılaşma anlamına gelmez.
     Aslında ortada gizli kapaklı bir şey yoktur.Her şey açıkta ve herkesin gözü önünde cereyan etmektedir.
     Şimdi isterseniz yakın geçmişin kısa bir muhasebesini yapalım.Şöyle ki:
      1-Türkiye’de milli manevi değerlerin yıpratılmadığı iddia edilebilir mi ?Bugün kendi dinini, kendi milli varlığı için tehlike gören ve bir tehdit unsuru olarak algılayan aydınlar nasıl yetiştiler ? Kendi tarihine yabancı ve kendi milli kültürüne düşman aydınlar yetiştirebilmiş, bizden başka kaç ülke gösterilebilir ?
     2-Mesele yalnızca cami ile kilise arasındaki bir şahsi tercih olarak görülmemelidir.Misyonerlik faaliyetlerin asıl hedefi tek tek kişiler değil, bir milletin topyekün sosyal ve kültürel hayatı üzerinde tam bir hakimiyet kurmaktır.Bunu sağladıktan sonra onun ekonomik ve siyasi yapısını kendi çıkarlarına göre şekillendirmektir.
          a- Fransızlar sadece çimento fabrikalarını satın almıyorlar.Efes Meryem Ana kilisesi civarında araziler , kıyılarımızda tatil köyleri de alıyorlar.
          b- Fener Rum Patrikhanesi , çevredeki binaları satın almakla kalmıyor,Vatikan gibi cihanşümul bir devlet olmanın hazırlıklarını sürdürüyor.Bunun için büyük devletler nezdinde sürekli temaslarda bulunuyorlar.
          c- Ermeniler, Van’dan Gaziantep’e kadar kendilerinin olduğunu iddia ediyor. Kapadokya ve Kılikya hayalleri kuruyorlar.
          d- Yunanlı misyonerler Trabzon ve çevresinde “Pontus”u hortlatmak için sinsi sinsi faaliyet gösteriyor ve çok yönlü teşebbüslere girişiyorlar.
     Bütün bu olup bitenleri salt birer dini hareket, masum birer kilise ayini mi saymak gerekiyor ?
     Yine bütün bunlar gösteriyor ki, Hıristiyan dünyasında din yalnızca kiliselerde ayin icra etmekle kalmıyor, dünyanın her yerinde kol geziyor ve kendi faaliyet alanını sürekli olarak genişletmeye çalışıyor.Sürekli fetihler peşinde koşuyor.
     Batılı devletler genelde laik görünüşlüdür ve bu doğrudur.Batı’da Hıristiyanlığın, zaten devletin desteğine ihtiyacı yoktur.Çünkü kiliseler, özellikle Vatikan zaten devlettir.Yukarıdan beri saydığımız bu gibi misyonerlik faaliyetleri her biri devlet kadar zengin ve teşkilatlı olan kiliseler ve kilise vakıfları tarafından yürütülür.
     3- Bursa Amerikan Kız Koleji’nde (1928) bazı Türk kızlarının Hıristiyan oldukları müfettiş raporları ile kesinlik kazanınca, Atatürk’ün emriyle “Cumhuriyet’ in ali menfaatleri” gerekçesiyle hemen kapatılır.Yabancı din mensuplarının yurt içinde bu gibi din propagandalarını önlemek amacıyla meşhur 163. madde yürürlüğe konulur
     Burada asıl üzerinde durulması ve dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Bir özel okulda birkaç tane öğrencinin din değiştirmesini Atatürk, bir kişi hakkı ve seçme hürriyeti olarak değil, “ Cumhuriyet’ in ali menfaatlerine ters” olarak görmüştür.Bu gerçekten de dahice bir görüştür.Çünkü bunun arkasında , memleketin ve Türk gençliğinin tümü üzerinde oynanacak olan oyunların gizli hesapları yatmaktadır.
    4- Milli kültür bir bütündür.Üzerinde yaşadığımız toprak eğer bu kültürün damgasını taşıyorsa vatandır.Vatan Selimiye ve Süleymaniye’dir.Sebiller, kervansaraylar, medreseler, şehitlikler, türbeler ve Anıtkabirlerdir.Dilimiz, tarihimiz,mimarimiz, musikimiz, mutfağımız, folklorumuz, örf ve adetlerimiz, kısacası topyekün kültürümüz ve bütün bunların güç ve kuvvet kaynağı olan dinimizdir.Yol kenarına düşmüş kırık mezar taşına kadar bizim olan, bizimle ilgili olan her şeyimizdir vatan.
     Ecdat yadigarı olan tarih mirasımızı ve kültür değerlerimizi birer mukaddes emanet gibi koruyamazsak, milli varlığımızı da koruyamayız.Vatan dediğimiz toprak da ayağımızın altından kayar gider.Çünkü o da canlıdır ve kendinden olmayanı üstünde tutmaz,fırlatır atar.
     Yazımızı Atatürk’ün sözüyle bitiriyoruz”Maneviyatını kaybeden bir millet hayatiyetini idame ettiremez !”
     Saygılarımızla.