Mektup 8

TÜRK DÜŞÜNCE HAREKETİ


     Değerli Arkadaşımız,
     Dünyada, özellikle Türkiye’de olayların akışı öyle hızlandı ki her gün yeni bir olay, yeni bir problem birbirini kovalıyor, ne olduğunu anlayamadan bir yenisi ekleniyor.Sağlıklı bir bilgiye, sağlıklı bir çözüme ulaşabilmek için hızlı ve çok çalışmak gerekiyor.
     Bu yüzden mektubumuz gecikti.Olup bitenler içinde bizi rahatsız etmeyen hemen hemen yok gibidir.Gerçi bizim ilkelerimiz ve hedeflerimiz bellidir, çözüm yollarımızda da bir değişme yoktur, fakat gündemi takip etmek elzemdir, tâ ki gündemi biz tayin edinceye kadar.
     Bu mektupta da sizlerle duygu ve düşüncelerimizi paylaşmak umuduyla ve saygılarımızla.

                                                                                                                 TÜRK DÜŞÜNCE HAREKETİ
                                                                                                                                     Adına
                                                                                                                            Hayrettin NUHOĞLU


Haberleşme Adresi:
1 - Süleymaniye, Şifahane Sok.Nu:6 34430 Eminönü-İSTANBUL
2 - Belgegeçer : 0 (212) 526 18 91
3 - E-Posta      : hayrettinnuhoglu@superonline.comBu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Merkez Heyeti : Bu çalışmayı başlatan heyet üyelerini alfabetik sırayla yazarken bütün arkadaşlarımızı bu hareketin tabii üyesi kabul ettiğimizi bilgilerinize sunarız.

Abdullah ÇİFTÇİ, Abdullah KEDEROĞLU, Yard.Doç.Dr. Dilaver CEBECİ, Yrd.Doç.Dr. Emin IŞIK, Hasan ALBAY, Hasan KÜLÜNK, Hayrettin NUHOĞLU, İbrahim OKUR,Kemal ATA, Mehmet GÖZAY, Özdemir ÖZSOY, Remzi YILMAZ, Sedat ÖZALTIN, Yaşar SARI, Prof.Dr.Yümni SEZEN ve Prof.Dr. Zeki ARSLANTÜRK.


     Değerli Arkadaşımız!...
     Hayatın gerçeği ve bilimsel kural; insanların birlikte yaşamalarının temel bileşkesi, sosyal hayata katılanların aralarındaki ilişkilerine bağlıdır.Çatışmaları azaltmak veya ortadan kaldırmak, belli bir dengeye ulaşmak, belirli ve zarurî süreci gerektirir.Türk Milleti böyle bir sürece her toplumdan daha çok sahip olmuştur, bunun tarihî tecrübesini ve zenginliğini yaşamıştır.Gel görelim ki her geçen gün, kötü yönetimler yüzünden; kalben, fikren, vicdanen bu güzide toplumdan yana olmayanlarca, kendini öyle hissetmeyenlerce, denge ve iç barış bozulmakta, gelecek karartılmaktadır.
     Dengenin bozulması, uzlaşmanın bozulmasına, çatışmaya ve bölünmeye sebep olabilir.Bilindiği gibi bazı toplumlarda böyle bir süreç yaşanmıştır.Gerçi öyle bir toplumu, zaten millî şuuru tek bir millet saymak doğru değildir. Ama yine de bir denge halinde gitmekteydiler. Çatışma arttı, uzlaşma bozuldu, dağıldılar.
     Ana kültürü güçlü, kültür ve medeniyette en ileri merhalelere çıkmış büyük Türk Milleti için böylesi endişeler taşıyacak hale gelmek, çok acı, ayıp ve utanılacak bir şeydir.
     Alt gruplar, yan kültürler, alt kültürler, adına ne derseniz deyin, Türk toplumu ve onun yüksek kültürü içinde bulunmaktan, birlikte yaşamaktan ancak şeref duyması gerekenler, bağımsız bir kültür olma, bağımsız bir toplum olma hevesine kapılmışlarsa, ortada vahim bir durum var demektir.Daha dehşet verici olanı, iktidarların ve yönetimlerin, bir kısım aydının bilerek veya bilmeyerek bu duruma, hukuk, evrensellik, küreselleşme, insan hakları adları altında çanak tutmalarıdır.
     Ana kültürün merkezi teşkil ettiği milli kültür savunucularının da gafletlerine, ihmallerine son vermeleri kaçınılmaz olmuştur.
     Hukuk ve insan hakkı elbette önemlidir ve mukaddestir. Kim inkar ediyor ki…Fakat bunun istismarı çok tehlikelidir. “Karşılıklı hükmî şahsiyeti tanıma” diye, binlerce yılda oluşmuş bir milli birliği ve müşterek hayatı parçalamak için kullanılmaya giden bir yol, asla hukukî ve insan hakkıyla ilgili değildir. O zaman milletin hakkı nerede kalır. Toplumun hakkı önemsiz midir? Sonuçta hukukla değil kaosla karşılaşırız ve hak yerine de anarşi gelip yerleşir. Vazoyu kırarak kırılmış parçalardan yeniden vazo yapmak akıl işi midir? Art niyetliler vazoyu kırdırırlar fakat yeni bir vazo yaptırtmazlar.
    Türk millî birlik ve beraberliği yabancı ve yerli işbirlikçileri vasıtasıyla parçalanmak istenmektedir. “Dahilî ve haricî bedhahlar” Türk Devletinin Hakimiyetine son vermek için çalışmaktadırlar. Türk Milletinin milli ve dinî refleksleri zayıflatılmış, istiklal mücadelesini veren ruh köreltilmiş durumdadır.
    İnsafla ve vicdanla şuraya bakınız:
    “Hangi eyalette yaşamak istersiniz? Trakya mı, Bitinya mı, Misiya mı, Lidya mı, Karya mı, Likya mı, Pamfilya mı, Frigya mı, Kilikya mı, Kapadokya mı, Galatya mı, Paflagonya mı, Pont mu, Ermeniya mı, Antakya veya Mezopotamya mı? Bu isimler bizim uydurduklarımız değil alenen yayınlanmış şeyler.
    Sevr Antlaşmasında İç Anadolu Bölgesi Türklere ayrılmıştı. Yeni durumda bu da yok. Sonuçta Türk iseniz eyaletinizi seçme hakkına sahip değilsiniz ve öz vatanınızda paryasınız. Türkün olmadığı, parçalanmış bir Türkiye...
    Hangi dinden olmak istersiniz veya Türk kimliğinizi öne çıkarmadan sırf Müslüman kimliğinizle yaşamak isterseniz hangi eyalet size yaşama hürriyeti verebilir? Ermeniya mı, Kapadokya mı, diğerleri mi?
    Yerel yönetimleri daha verimli olacak şekilde düzenlemenin, onları güçlendirmenin lüzumuna biz de inanıyoruz. Ancak bunun alt ve üst yapısı, DÜŞMANA FIRSAT VE İMKAN VERMEYECEK ŞEKİLDE hazırlanmalıdır. Bilerek veya bilmeyerek ana kültürü, yani MİLLİ KÜLTÜRÜ ZAAFA UĞRATMAMALI, BİRLİK HARCINI BOZMAMALIDIR. Bunu yapabilmek asla zor değildir.
    Misyonerlikle ilgili tehlikeye dikkat çekmekten bıktık. Açılan binlerce kilise evler, sayfaların arası dolarlı inciller, belirli maksatla ve belirli yörelerde satın alınan evler, cemaat kalmadığı bahanesiyle satın alınıp kilise yapılmak istenen camiler, neler neler... Kısacası modern haçlılar AB uyum yasalarının kendilerine sağladığı avantajları kullanarak Türk yurdunu işgal etmektedirler.
    Biz yeni iktidarın ve yeni yönetimlerin, peşin hükümlere kapılmadan, başarılı olmalarını istedik ve hala istiyoruz, bekliyoruz. Fakat ne yazık ki hiç ümit verilmemektedir. Türkiyeli mi, Türk Milleti mi? Milliyetçi, yerli ve halkçı bir iktisat mı, milletlerarası kapitalizmin ve IMF’nin oyuncağı bir ekonomi mi? Bir türlü anlayamıyoruz. Her ikisini de kullanan ve her ikisini de ifade eden bir iktidarla karşı karşıyayız. Tezatlar içinde olan bir tavır sergilenmektedir. Dindarlık mı, AB’nin insafına terk edilecek bir dinler mozaiği mi? Tıpkı etnik mozaiği gibi Müslüman milletimizin inanç hak ve hukukunu savunmak mı, baskı gruplarına yağ çekmek mi? Öbür taraftan, onlara samimi olunup olunmadığı tartışılabilecek göz kırpmalar mı? Sis perdesi arkasından gerçeğini göremiyoruz. Doğruyu söylemeliyiz ki onların gerçeğini göremiyoruz. Galiba kendileri de bilmiyorlar ve bir müddet sonra onlar da kendilerini tanıyamayacaklar.

    Aziz Arkadaşımız!..
    Duygu ve düşüncelerimizi paylaştığımıza inandığımız şu hususları sizler de müzakere ediniz:
    İktidar ve yönetici mevkiinde olanlar, tenkit ettiğimiz anlayışa katılan aydınlar, demokrasi için içteki baskı gruplarının baskılarından kurtulmak kastıyla AB’NE SIĞINMA YOLUNU TERK ETMELİDİR. Gireceksek kendi kimliğimiz, haysiyet ve şerefimizle AB’ne girmeliyiz. Taviz üstüne taviz vererek değil.
    Turistik bölgelerde yabancıların mülk satın almasına imkan vermek tehlikelidir. Mukabele-i bilmisil, daima mağdur ve zayıf durumda olanların aleyhine işler.
    Medya kendine çekidüzen vermeli, içindeki eyyamcıları, gayrı millî olanları, hainleri temizlemelidir. Gençlere kötü örnek olacak kişileri ve davranışları sergilemekten vazgeçmelidir. Medya konusunda çok acı şeyler söylemek zorundayız. Baskı gruplarını da etkileyerek yanına çekmeyi çoğu kez başaran MEDYA’nın, TÜRK TOPLUMUNU KİTLELEŞTİRME, KİMLİKSİZ DURUMA DÜŞÜRME çabaları, ihanet odaklarını cesaretlendirmekte, İHANET FAALİYETLERİNİ ADETA MEŞRULAŞTIRICI rol oynamaktadır. Medyanın her türlü reklamla yönlendirme ve model oluşturma tehlikesi dikkatten kaçmamaktadır.
    Ara sıra millî tavır takınan, başlıklarını böyle atan, makalelerini de zaman zaman böyle yazan gazeteler ve TV kanalları, genelde Türk milletinin her şeyine savaş açmış durumdadırlar. Çok azı hariç medya ateşle oynamakta, millî değil, küresel hizmet vermekte, beğeni (reyting) ve maddî menfaatten başka bir şeyi gözleri görmemektedir.
    Milliyetçilik, yakın geçmişte bunu savunanlarla boğuşan kişi ve partilere havale edilmiştir.
Türk bayrağının ve Atatürk posterlerinin arkasına gizlenerek devleti soymak çok kolaylaşmıştır. Böyle yapan partileri ve Devletin makamlarını işgal edenleri, Türk milleti bugün seyrediyor. Hala utanmadan yalan söylemeye devam ediyorlar. Böyle yapan belediye başkanlarının bölgelerinde homoseksüellik, fuhuş, uyuşturucu alışkanlığı, satanizm ve bölücülük en ileri safhaya ulaşmıştır. Misyonerlik faaliyetleri de en çok bu bölgelerdedir.
    Bazı dinî cemaatler bunlarla mücadele edeceğine, diyalog adı altında Hıristiyanlarla işbirliği yapmak istemektedirler.Hizmetlerini bazen sinsi bazen açık Amerikan emperyalizmine tahsis etmişlerdir. Çoğu dinî cemaat ve tarikat, bazı dindar ideolog ve aydın, Türk Devletinin bir kısım hatalarını fırsat bilerek, DEVLET, MİLLİYET VE TÜRKLÜK DÜŞMANLIĞI YAPMAKTADIRLAR. Bu öylesine tehlikeli bir yoldur ki, şayet bina yıkılırsa, kendileri de yıkıntının altında kalacak, yüce dinimizi yaşayacak bir yer bulamayacaklardır. Siyasiler de çok iyi düşünmelidirler. Yer altı ve yer üstü kaynakları yabancılara kiralanmış veya satılmış, üzerinde parya - işçi olduğu bir Türkiye’de yaşamak istemiyoruz.
    Bu şartlar çerçevesinde “milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır”. Her türlü yabancı ve yabancılaşmış işgaline ve müdahalesine karşı millet topyekün kendisini savunacak ve direnecektir.
    Bizi bu durumlara düşürenlerden zamanı gelince mutlaka hesap soracak ve Yüce Türk Milletini hak ettiği muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkarırken Milli Birlik ve bütünlüğümüzden ve İstiklalimizden asla vazgeçmeyeceğiz.