Mektup 9

TÜRK DÜŞÜNCE HAREKETİ

     Değerli Arkadaşımız,
     Herkesin kafasında kendine göre bir çıkış yolu olabilir. El elden üstündür ama önemli olan ortak aklı yakalamaktır.Dördüncü yıla giren çalışmalarımıza sizlerin daha aktif katılımlarınızı arzu ediyoruz.
     Şu iki konudaki görüş ve katkılarınızı 2005 yılı ocak ayına kadar bekliyoruz.Bunlardan birincisi; Türk Milletinin bütün kesimlerinin benimseyeceği ve sahipleneceği bir mutabakat belgesi olacaktır.Bu belge özet olacak ve bir beyanname niteliği taşıyacaktır.İkincisi ise çocuklarımızı ve gençlerimizi geleceğe taşıyacak öğütlerden oluşacaktır.Çağımızı tümüyle kavrayacak ve hiçbir konuda boşluk bırakmayacak şekilde hazırlanacak bu metin kısa tutulmayacak ama kolay anlaşılır olması için maddeler halinde ve belli başlıklar altında toplanarak hazırlanacaktır.
     Bugünkü yazımız güncel konulara genel hatlarıyla bakışımızla ilgilidir.Görüşlerimizi sizlerle paylaşmaktan mutlu olmaktayız.
     Saygılarımızla.
                                                                                                                   TÜRK DÜŞÜNCE HAREKETİ
                                                                                                                                          Adına
                                                                                                                              Hayrettin NUHOĞLU


Haberleşme Adresi :
1- Süleymaniye, Şifahane Sok. Nu : 6 34430 Eminönü – İSTANBUL
2- Belgegeçer : (0212) 526 18 91
3- E- Posta     : hayrettinnuhoglu@superonline.comBu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

    

     Değerli Arkadaşımız,
    11 Eylül 2002 Tarihi insanlık ve İslam alemi için bir dönüm noktası niteliği taşımaktadır.Özellikle Türk-İslam dünyasının kaderini belirleyecek bir sürecin açığa çıkışı mahiyetindedir. Zira Türk dünyası ile İslam dünyası arasında ayrılmaz bir bağ mevcuttur.Daha açıkçası Türk Dünyası olmadan İslam dünyasının yaşaması mümkün değildir.Ne yazık ki, bunu kavrayamayan birtakım kişi ve kuruluşlar, Türk düşmanlığını kendilerine meziyet etmişler ve etmeye de devam ediyorlar. Türkiye Cumhuriyetinin başta gelen bazı yetkilileri de Türk Milliyetçiliği’ni marjinal olarak nitelendirebilmektedirler.
     Türk Milliyetçiliği Marjinal Bir Düşünce Sistemi Değildir.
     Ağaç kovuğunda doğan insan yoktur.İnsan mutlaka bir ana ve bir babadan doğar.Demek ki; onun sosyal ortamı ana-baba merkezlidir ve ilk bağlı olacağı sosyal kurum ailesidir.Millet adını verdiğimiz sosyal grup da, aynı atadan doğduklarına inanan insanların ortaklaşa vücuda getirdikleri sosyal grubu tasvir etmektedir.Tanıma dikkat edilecek olursa, millet, geniş aile özelliği taşımaktadır.Ailenin bir ilik bağı ile birbirine aidiyeti esas olduğu kadar, aile üyeleri arasında birlikte yaşama duygusuna bağlı olarak geliştirilmiş bir sosyo-kültürel hayat şekli mevcuttur.Bu anlamda millet, “ortak kültür etrafında biz duygusu ile birbirine bağlı büyük (makro) sosyal grup” olarak tanımlanabilir.Bu ortak kültür ve biz duygusu milletin var oluş sebebi olmaktadır.Bu anlamda millet sosyal grubunun sınırları ortaya çıkmaktadır:Ortak kökten geldiğine inanan insanların belli bir kültür etrafında biz duygusuna sahip olması milletin sınırlarını da çizmektedir.İdeal millet “ harsi millet ” şeklidir.Bu anlayışta millet kavramı ırk kavramını aşmaktadır.
     İnsanların belli bir millete mensubiyeti kaçınılmazdır.Ancak belli bir milletle birlikte hayat sürebilmek için o milleti meydana getiren insanlarla ortaklaşa biz duygusuna sahip olmak gerekir. İşte bu biz duygusu milliyet olgusunun temelini teşkil eder.Daha açık bir ifade ile milliyet belli bir millete mensup olmanın özelliklerini taşır.İnsanlar belli milletlere mensup olarak yaratılmıştır. ”Ey insanlar biz sizi bir erkek ve bir dişiden (Adem- Havva ailesi ve herkesin kendi ailesi) yarattık.Ve biz sizi tanışasınız (kendine has hükmü şahsiyetler olarak birbirinizden haberdar olasınız) diye şubeler (zümre-grup) ve kabileler (milletler) halinde kıldık.Sizin en hayırlınız Allah’tan en çok korkanınızdır: Hücurat,13 ”.
     Millet şeklinde teşkilatlanan bir sosyal grupta temel süreç iş birliği ve dayanışma sürecidir.”Kötülük ve düşmanlık üzere değil, iyilik ve takva üzere yardımlaşın (iş birliği ve dayanışma içerisinde kurumlar oluşturasınız) Maide:5” Bu nedenle milleti oluşturan fertlerin o milleti yaşatabilmesi için dayanışma içerisinde bulunmaları gerekir.Bu yukarıdaki ayet-i kerimelerde yer alan “ tearuf ” (herkesçe bilinmesi ve tanışma) ve “ teavun “ (yardımlaşma) kavramlarının ifade ettiği süreçtir.Bu anlamda milliyetçilik toplum dinamiklerini iş birliği ve dayanışma süreci ile açıklayan görüş ve düşüncelerin bütünüdür.Daha açıkçası milliyetçilik; “ bir milleti yaşatmanın gayretleri ve faaliyetleridir”.
     Bir millet devlet halinde siyasi bir organizasyona sahip olduğunda kendini koruma reflekslerine sahip olur.Din, kültürün merkezinde ve topluma anlam vermede, onu bütünleştirmede rol oynarken, devlet de diğer kurumlar gibi dini korumaya alır ve yaşatır.
     Bir milletin üyelerinin hepsinin aynı dinden olması mümkün değildir, olması da gerekmez.Ancak farklılık içerisinde bütünleşmenin gerçekleşebilmesi için toplumu temsil eden bir ana dinin bulunması gerekir.Aksi takdirde farklılıkları bütünleştirecek başka süreçlere ihtiyaç vardır.Mesela; sınıf şuuru, diyalog süreci gibi... Bu süreçler dinin rolünü oynayamazlar.Sınıf şuuru sınıflar arası çatışmaya götürür, diyalog süreci ise asimilasyonla sonuçlanır.Bu durumda; Hangi sınıf şuurunda veya hangi dinde bütünleşilecek? sorusu gündeme gelir.

     Değerli Türk Milliyetçisi Arkadaşımız,
     Ülkemizde Milli mücadele öncesi şartların yeniden ortaya çıkması tehlikesi vardır.Yeni bir Mustafa Kemal Atatürk olmadığına göre Anadolu’da Müslümanların hakimiyetindeki Türk Devleti (adı Türkiye Cumhuriyeti olsa da) tehlikededir.Unutmayalım ki, Bulgaristan’ın adı Türkçe’dir ama halkı Hıristiyan ve Slav’laşmıştır. Artık o Türk Devleti değildir.Macaristan’ın adı Hungarya’dır ama Halkı Hıristiyan’dır ve bir Hun Türk Devleti değildir.Bu öngörüyü bir vehim olarak vasıflandırmak mümkündür.Ancak taviz kapıları bu kadar açıldıktan sonra en azından İstanbul’da bir Ökümanik Ortadoks Devleti ve Ayasofya’nın da bu devletin ayin yeri olarak faaliyete geçmesi, Trabzon’da ve İzmir’de Rum kolonilerinin, Güney Doğu Anadolu’da bir Kürt Devletinin kurulması ve belli bölgelerin Ermenistan’a bırakılması şartlarının bulunduğu bilinenler arasındadır.
     Temel iddiamız “Anadolu’da Türklük ve İslam tehlikededir ” şeklindedir.
     Türk milliyetçiliğinin temellerinden birisi olan din eğitimi problemi içinden çıkılamaz bir duruma düşürülmüştür.
     Bir toplumda dinin benimsenmesi ve yaşanması din eğitimi ve öğretimi ile olur.Türkiye’de din eğitimi meselesi dün olduğu gibi bugün de çözülmüş değildir.Her seferinde mesele gündeme geldiğinde ya istismar edilmekte ya da birtakım bilgisizliklerin kurbanı olmaktadır.Meselenin çözümü her şeyden önce dinin bir toplum için gerekliliğine inanmaya bağlıdır.Dinin toplumlar için gerekli olduğuna herkesin inanması da gerekmez.Ancak insanların samimi olması ve doğru çözümler üretebilmesi gerekir.
Bu açıdan bakıldığında İmam – Hatip Okulları meselesi genel eğitim içerisinde çözümlenmelidir.Genel eğitimde halen mevcut Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi din eğitimi için yeterli değildir.Her Türk çocuğunun dinini öğrenmesi tabii hakkıdır.Devlet dini siyasallaşmasına engel olacak şekilde bütün eğitim kurumlarında din eğitimini planlamalı ve sağlamalıdır.Bu yapıldığı takdirde İmam - Hatip Okulları diye diretmeye ve inatlaşmaya yer kalmayacak ve mesele, ihtiyaç çerçevesinde yapısallaşacaktır.Aksi takdirde meselenin çözümsüzlüğü devam edecektir.
     Türk’e yabancılaşma Türk Diline yabancılaşma ile yapılmaktadır.
     Küreselleşen dünyada küresel din olarak Hıristiyanlık dayatması karşısında İslam’ın korunması yanında küresel dil olarak dayatılan İngilizce’ye karşı Türkçe’nin korunması ve geliştirilmesi de Türk Milliyetçilerinin görevidir.Dünyaya bakışın çerçevesini çizen milli kültürdür.Milli kültür de dilde hayat bulur ve somut hale gelir.Bu nedenle Türk milliyetçileri önce milli kültürlerinde mevcut kavramlarla konuşmalıdır ve yazmalıdır.Çocuklarına Türk dilini sevdirirken, onlara Türk tarihi şahsiyetlerinin adlarını koymalı ve bunlarla özdeşleştirmelidir.Böylece Türk çocuklarının kendi tarihlerine ve kültürlerine yabancılaşması önlenmelidir.
     Türk Milliyetçilerini marjinal grup, İslam Dinini gericilik sayanları ve din istismarcılığı yapanları, Müslümanları Hz. İsa’nın şahsiyeti etrafında bütünleşmeye çağıranları, Türk Dili ile ilim yapılamaz diyenleri dikkatle takip ediyor ve bu zihniyetlerle mücadelemizi devam ettiriyoruz.
     Vatan gayretli insanların omuzlarında yükselir.
     Saygılarımızla.